Öncelikle birkaç olumsuz eleştiri ile başlamak istiyorum. İkiz kuleler saldırısı ile İslamla tanışan insanlar olduğu bir gerçektir. İslamı ilk kez duyanların İslam'ın yahut Müslümanların kan dökerek emperyalistlere hakkı gösterdikleri sonucunu çıkaramaz. Bu saldırı sonucu İslama sempati duymak bir tercihtir. Eser içerisinde geçen Harun Yahya kısmı ise tartışmaya ucu açıktır. Buradan kastım şudur ; eserde anlatılmak isteyenen bu insaların nasıl Müslüman olduğudur. Hayatın içinde tüm farklılıklar varken eseri tutucu bir bakışla ya da aşırı bir benimse yazarı ve şahsiyetleri kanaat önderi olarak görmemek gerekir. Terazimiz her daim olmalıdır.
Eserde yazar Adem Özköse'nin sonradan Müslüman olan ( ben onlara Rabbine dönenler demek isterim ) insanlarla yaptığı hidayet öykülerini röportaj şeklinde okumaktayız.
Kimisi müzisyen, papaz, uyuşturcu satıcısı, misyoner, gazeteci hepsinin öyküsü biricik.
Yaratıcı akıl ve kalp ile bulunur. Biri birinden eksik olduğunda tamamlayıcı etkenler olmaz ise boşluklar oluşur.
Bu insanlar İslamı terör, Müslümanı tehlikeli, yobaz, kadını köle olarak gören kişiler zannederken nasıl oluyor da kendileri İslamı seçiyorlar ? Hatta ve hatta Müslüman coğrafyada doğup büyüyenlerden daha hakiki( buradan kastım görünür de ibadet esaslarına uyumaktır. İmanı ve takvayı bilen Rabbimizdir) iman ediyorlar. İman kelime-i şehadet getirmekle bitmeyen bir süreçtir. Kur'an-ı Kerim'in ilk vahyisini hatırlayım " Yaratan Rabbinin adıyla Oku !" Oku Kur'anı , kainatı, insanı oku ! İslam'ın ilime verdiği değeri bu ve bunun gibi birçok ayette görebiliriz. İlmini pratiğe dökmeyen pasif müslümanlar ise bu durumu idrak edemeyenlerdir. İşte İslamla tanışan bu insanlar ilmin, ibadetin, tebliğ ve teşvikin önemini kavramışlardır. Unutulmamalıdır ki sorgulamak ile yoldan