Psikanalitik psikoterapinin varsayımlarından bir tanesi, çocukluk acılarımızı tekrarlayıp durduğumuzdur. Freud buna "tekrarlama zorlantısı" adını vermiştir. Alkolik bir kişinin çocuğu bir alkolikle evlenir. Taciz edilen çocuk ya bunu tekrar eden biri ile evlenir ya da kendisi istismar eden bir yetişkin olur. Cinsel olarak kötüye kullanılmış çocuk, bir fahişe olabilir. Aşırı kontrol edilen çocuk diğerlerinin onu kontrol etmesine izin verir.
Gerginlik verici durumlarla başarılı bir şekilde başa çıktığında bile bunu ilaca yoruyordu. Bir kontrol duygusu, kendi başa çıkabilme becerisinin olduğu inancını oluşturamıyordu (Bu nedenle, kaygı bozukluklarında, ilaç bırakıldığında hastalık nükseder.)
Sürekli onu gelebilecek (ancak pek de yüksek olasılıklı görünmeyen) tehlikelere karşı uyarmışlardı: Zatürree olabilirdi, metroda mahsur kalabilirdi, boğulabilir ya da bir yangında ölebilirdi. Zamanının çoğunu, güvenliğini garantilemeye çalışan acı verici bir kaygıyla geçirmesi oldukça anlaşılırdı. Bu sırada, hayatında zevkli olabilecek her şey yok olup gidiyordu.
Her zaman terapiyi sonlandıracak affedilmez bir hata bulabiliyordu beyni. Her terapi deneyimi hayatının değişmediğini doğruluyor ve o kendini daha da yalnız hissediyordu.