Musab

Birçok ruhsal problemin bu farkındalık ile çözülebileceğine inanılır. Haksız da sayılmazlar. Düşünsenize, nedenini bilmediğimiz ruhsal problemlerle neden yıllarca yaşamalıyız? Panik ataklarımızın, anksiyetelerimizin, mazoşist ya da sadist yanlarımızın, kişilik bozukluklarımızın, cinsel problemlerimizin ve başka birçok sorunumuzun nedeni saklanmış deneyimlerde. Peki bu özgürleşmeye kim cesaret edecek? İçimizdeki kara bulutların gitmesi, gözümüzdeki perdenin kalkması, tembelliğin azalması, enerjimizin yükselmesi tamamen bu farkındalığa bağlıdır. Herkes gibi olmaktan vazgeçmeliyiz. Yaradan kimsenin mutsuz olmasını istemez. Bu yüzden kutsal kitaplarda akıl ve düşünceden detaylı şekilde bahsedilmiştir. Eleştirel bir zihin, geçmişle yüzleşen ve kabullenen halimiz, sorgulama becerisi gelişmiş ruhlar gerçekten yaşayan insanlara aittir. Bu farkındalığın yaş ve eğitimle alakası yoktur. Konu tamamen kişilik meselesidir.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Size bir öneri, insanlar hakkında ne hissediyorsanız bunu onlara ulaştırın. Bu, olumlu duygular için de geçerlidir. Her duygu yol bulmalı, bir yerlerde saklıyor olmanızın birçok nedeni olabilir; karşımızdakini üzmemek, çıkarımızın olması, korku, kendimize yakıştıramamak, kaybetme korkusu vb. Bu bölümdeki saklı olmayan farkındalıklara ulaşmak kolaydır, herkes eninde sonunda başarır. Fakat saklı olana, yani bilinçdışındakine farkındalık en zorudur.
Basitleştirin: Öncelikle tüketimlerimizi gözden geçirmeliyiz. Aşırı tüketimin sonucunda aşırı ihtiyaçlarımızın olduğuna inanırız. Bunlar illüzyondur. Mutlu ve olumlu olmak istiyorsak ihtiyaçlarımızı basite indirgememiz gerekir. Hayatımızdan hangi gereksiz ihtiyaçları çıkarmamız gerektiği konusunda düşünelim. Almak, yapmak zorunda hissettiğimiz çoğu şey zaman kaybı ve yüktür. İlişkiler kurun: Sosyal çevre çok önemli. İnsan sadece maddi yardıma ihtiyaç duymaz. İlişkilerimizi sürdürebileceğimiz sosyal bir çevre yaratmalıyız. Bunun için çaba gereklidir. Kendimiz gibi olanlardan ziyade bizden farklı bakışları olan sosyal çevreler olumlu düşünebilmek açısından önemlidir. Yaratıcılığınızı geliştirin: Tüketim azalınca üretim artar. Bir çok şeyi kendimiz yapabiliriz. Evde yemek, eşya tamirleri, elbise sökükleri, organizasyonlar, daha neler neler... İnsan üretirken yeni bilgi ve yöntemlere ihtiyaç duyar. Bu bizi araştırmaya, meraka sevk eder, zamanla daha heyecanlı ve istekli oluruz. Entelektüel merak: Yeni deneyim ve bilgiler ömür uzatır. Daha dışa dönük olur ve yeni bilgilerle çözümleme yapmaya başlarsınız. Birçok insan az bilgiyle uzun bir ömrü yaşamak ister. Ömürlerimizin büyük bir dilimi mutsuz, depresif geçer. Az bilgi ile mutlu olamayız. Hayata ve kendimize karşı tutumlarımız, yaşam enerjimin belirler. Kendine dikkat kesilmek önemlidir. Dışarıdan şöyle bir bakarsak, nasıl bir insanız acaba? Hayata karşı nasıl bir tutumumuz var? Tutum, güçtür. Yaşamla mücadelemizi belirler. Olan olayları nasıl karşıladığımızı belirler. Onlara ne anlamlar verdiğimi belli eder. Reddetmek, kabul etmek, şikâyet etmek, suçlamak vb. Sağlıklı bir tutumla daha mutlu olmaya doğru gidebiliriz. Durum ne kadar kötü ya da zor olursa olsun yaşama gücümüz tutumlarımızdadır. İnsan, sorunların
Neşe kısmen dış dünyaya, kısmen de insanın kendisine bağlıdır. Unutmayalım; neşesiz, mutsuz insan böyle yaşamayı inanç edinmiştir. Bir yere kadar, bir şekilde mutsuzluk geçmişte kültüre bağlı olabilir ama yaşam sürecinde mutluluk ve mutsuzluk seçime ve seçtiğine inanmaya dönüşür. Çoğumuz mutlu ve neşeli olmak için yeme içme, ev, araba, iş, para, çevre gibi şeylerden vazgeçemez. İstedikleri olduğunda bile hâlâ mutsuz insanlar vardır. Kendimize yönelmiş arzularımızdan kaçınmaktan ve kendimizi dinlemekten bizi kurtaracak sevgiler ve ilgiler edinmeliyiz. İnsanların çoğu kendilerini içlerine gömen oksijensiz odalara hapseder. Korku, kıskançlık, kendine acıma ve kendine aşırı hayranlık gibi duygular, insanı bu odalara sokanlardır. Çünkü arzularının merkezi artık kendileri olmuştur. Diş dünyaya ilgileri azalır, ilgi yoğun bir şekilde kendine dönüktür. Gerçekleri kabullenmezler, sebebi korkularıdır. İstediğimiz kadar kaçalım, gerçekler önümüze düşer ve bu düşüşler acı çekmek şeklinde olur. Gerçekler acıların arkasına gizlenir. Hayatta hiçbir şeyi sadece o olacak şekilde çok sevmemeniz gerekiyor çünkü zamanla o şey ya da insan can sıkıcı olmaya başlayacak. Neşeli insan dışa dönüktür, ilgisi ve sevgisi birden fazla şeye yöneliktir. Peki ne yapmalı? Mutluluğun nedenleri üzerine düşünmeyi sürdürürse içe kapanıklık devam eder. Bu döngüden çıkmak istiyorsa dış dünyadan, gerçek ilgi alanları bulmalıdır. İçinde bulunduğu zor ortamların yüzde 100 körü olmadığını görebilir hale gelebilmelidir. Zorlansa da cesaretini artıracak alıştırmalar yapmalıdır. Öncelikle her hafta acı bir gerçeği kabullenmeyi denemeliyiz. Bu, kendimize iyiliktir. Her mutsuzluğun nedeni şu ya da bu şekilde birinden ya da bir şeyden ayrılmış olmaya bağlıdır. Bilinç ile bilinçaltı durumumuz aynı olmadığı için
Üzüntülerimizin asıl sebeplerinden belki de en önemli olanı sevilmediğimiz duygusuna kapılmamızdır. İnsan sevildiğine inandıkça neşesi yerine gelir. İnsanın sevilmediğine inanmasının birçok nedeni olabilir fakat çocukluk dönemleri gerçekten çok etkilidir. Çocuklukta yaşanılan güven kaybıyla alakası olabilir. Bazı insanların aşırı iyilik yapmalarının altında sevilme ihtiyacı yatar. Çok fazla çaba sarf eder, sık sık problemler yaşarlar çünkü iyilik yapılan insanlar bunu kolayca anlar. İnsanın doğası sevilmeyi az isteyenlere sevgi göstermeye uygundur. Genelde sevilmek için iyilik yapanlar, iyilik yaptıkları tarafından hayal kırıklığına uğratılırlar. Tam tersi, kırıp döken, zarar veren insanların da en temel de sevilmeye ihtiyaçları vardır. İnsanda sevilme hissi azaldıkça öfke meydana gelir. Kendine güvensizliğin temelinde de sevilmediği inancı yatar. Bu tip insanlar içe kapalı olur. İçe kapalı oldukları için de alışkanlıklarına bağımlılık gösterirler. Her gün aynı işleri yapıp aynı davranışları göstererek bağımlılıklarını pekiştirirler. Eğer alışık oldukları şeylerin dışına çıkıp farklı şeyler yaparlarsa öz güvensizlikleri ortaya çıkar, farklı deneyimlerde sevilmediklerini hissetmekten korkarlar. Kendine güvenenler, güvenmeyenlerden daha mutludur. Neşenin kaynaklarından biri sevgi, diğeri güvendir. Güven duygusu sevmekle değil, sevilmekle gelir. Sevginin en güzeli her iki tarafa da hayat verendir. Her iki taraf da kendilerini zorlamadan sever. Dikkat edilmesi gereken nokta sömürücü sevgidir. Bazı kişiler karşısındakini sömürerek sever. Hep benmerkezcidir, karşısındakini bir basamak olarak görür, onunla yaşadıklarını, çıkarlarını sevdiği için sevilen kişi bu ayrımı pek yapamaz. Zamanla, sömürülerek sevilen kişi durgunlaşmaya başlar. Bu yüzden birçok insan sevme