Musab

Sağlıklı insan, sorunlarını gerektiği zaman, gerektiği yerde düşünür. Geceleri hiçbir şey düşünmez. Öncelikle neyin önemli, neyin önemsiz olduğunun ayrımına varabilmek gerekir. Bunları en iyi bilen sizsiniz. Inanın, çoğu başarı ve başarısızlıklarımız pek önemli değildir. Her acı hafifler, her başarısızlık başka bir yolun anahtarına dönüşür. Vücut yorgunluğu uyku getirir, duygu yoğunluğu uyku götürür. Çöküntüye girdiğinizi şu belirtiden anlayabilirsiniz; yaptığınız işin dünyanın en önemli şeyi olduğuna inanır, biraz ara vermenin büyük felaketlere yol açacağını sanırsınız. Lütfen dinlenin! Çoğu işkolik, boş kalmak istemez çünkü kendisiyle (sorunlu düşüncelerle) baş başa kalmaktan korkar. İş hayatımızda , sinirsel yorgunluğumuzun sebebi, yaptığımız işler değil, duygusal hassasiyetlerimizdir. Bilinç ve bilinçaltının aynı şeye inanması önemlidir. Kendimize iyi gelen düşünceleri bilincimize yerleştirebiliriz ama bilinçaltımız buna inanmıyorsa saklar, biriktirir ve uykularımızı kaçırır. Bize iyi gelen bir şeyin bilinçten bilinçaltına yerleştirilmesi zaman alır ama olur. Öncelikle baş edemediğiniz, sizi içten içe rahatsız eden bir şeye odaklanın. Sonra bilincinize, bu endişenin geçici olduğunu, dünyanın sonunu getirmediğini söyleyin. Bu, bilincinize gelir. Ara ara tekrarlayın, her gün bu söylemi haklı çıkaran sebepler bulun. Ibret hikayeleri, kıyaslar, deneyimler getirin aklımıza. Bir süre yoğunlaşın. Zamanla bilinçaltınız da aynı şeyleri söylemeye başlayacak, yükünüz azalacak. Biz genelde kaçmayı tercih ederiz. Unutmayalım; endişe korkunun bir türüdür ve çok yorar. Hiç olmadık bir zamanda bize saldırıya geçer bu endişeler. Çoğumuz bu endişeler geldiğinde kaçar, yerine başka şeyler koymaya çalışır, eğlenceye, hazza yönelir durur. Gerçek olan ona sağlıklı, tutarlı bir cevap
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Her şeyi bırakıp gitmemiz için onlarca sebebimiz olabilir, vazgeçmek, pes etmek için haklı nedenlerimiz olabilir ama ışığa sarılmak için en önemli gerekçemiz kendimiziz. Sadece inanmak ya da sadece motive edici söylemler kendi başına yeterli değildir. Kullandığımız kelimeler önemlidir ama inanç o kelimelere sarılmamızı sağlar. Her şey çoğu zaman yolunda giderken bu inancı ve mutlu edici düşüncelerimizi bilincimize pek getirmeyiz. İnanç, zorluklarda kendini gösterir. Görünmeyene olan inanç, görünecek güzel günlere kilometrelerce geriden ışık tutan haberci gibidir. Bu dünyadaki ışıksız karanlık sadece ölümle gelen karanlıktır. Hepimizin ölüm korkusunun içinde toprak altındaki çaresizlik yatıyor. Bu sadece bedenle ilgili bir durumdur. Ruhun ışıkları hiçbir zaman bitmez. Büyük yaşam sevinçleri geçici karanlıkların sonuna gizlenmiştir. Yaşadığımız dünyadaki alışkanlıklarımız, bağımlılıklarımız, para ve kariyer, aşk ve diğer ilişki durumlarımız da çoğu zaman gönül gözümüzü körleştirir. Neşenin ve yaşama sevincinin ışıklarını göremez hale geliriz. Bu durum için büyük mucizeler bekleyenler kaybeder. Sebepler aramaya gerek yok, akışta olan her şey canlı bir farkındalıkla neşenin kendisidir.
İnsanın ne kadar güçlü olduğu, çabayı ne kadar göze aldığı ile ilişkilidir. Kimse canı yansın istemiyor; hatta dayanamıyorum bahanesiyle, hassasım, duygusalım bahaneleriyle kaçıyorlar. Küçük hazlar için büyük acılar biriktirmeye değer mi? Bir hedef için çaba gösterirken, az ya da çok acı çekerken, insanın bilinci maksimum seviyeye ulaşır. Özgüveni artar, sezgileri gelişir, empati ve sabır yükselir. Evren hiç bilmediğimiz bilgileri önümüze serer. Şımarma lüksümüz ortadan kalkar. Naz etme hakkımız artar. Bir insan şımarmışsa, kendine başka düşman aramamalıdır. Çabayı bıraktığımız anlarda, tembellik artar bu süreç şımarıklığı getirir. Dışımızı suçlama eğilimleri gelişir. Artık savunmasız, belaya ve sıkıntılara açık hale geliriz. Sorumluluklar daha da artar, çözülmeyenler birikir ve iyice çabasız kalırız. Ne yazık ki bünyemiz bu duruma hızlıca alışır. Acıyı göze alıp çabadan vazgeçmeyen insanların, ışıkları göz kamaştırır. Gizemli bir albenileri olur, her ortamda fark edilirler, hatta onlarca insanı peşlerinden sürüklerler. Birçoğumuz şunu soracak: "Peki ama nasıl?" Bunun hemen harekete geçirecek bir ilacı bulunamadı. Bulunamayacak da. Ama en hafif sorumluluk ne ise acı göze alınıp eyleme geçilmeli. Hiç gücünüz yoksa en az 15 gün boyunca her gün size zor gelen saatlerde çıkın dışarı, yürüyün. Beyninize bir alışkanlığı kırıp yerine zor gelen başka bir alışkanlığı koyabildiğinizi ispatlamanız gerekir. Gün içinde kendinize küçük, basit komutlar verin ve hemen yapın. Örneğin; 2 dakika kitap okuyacağım; 5 dakika sonra televizyonu kapatacağım; sabah 1 saat erken kalkacağım vb. Burada amaç, "Söyledi ve yaptı" kısmını zihnimize kazımak. Küçük şeylerle başlamak, büyük hedeflerin motivasyonuna dönüşür. Her güzellik acı ile doğar ve çaba olmazsa solar. Yeniden doğuşa var mısın?
Ne yazık ki insan, gelişmek, olgunlaşmak, öğrenerek büyümek istiyorsa acı çekmeyi göze alabilmeli ve yaşayacağı süreçleri kabul etmelidir. Şu an bu kitabı okuyan herkesin muhakkak yüklenmesi gereken sorumlulukları, ulaşması gereken hedefleri, çözmesi gereken problemleri vardır. Ne kadar kaçıp erteleyebiliriz? Nereye kadar? Acı faiz gibidir, erteledikçe artar. Güzel bir söz vardır; mutlu olmak çok az insanın payına düşerken, acı çekmek herkesin payına düşer. Birbirimizin acılarına, çabalarına ortak olmadan birbirimizi anlamamız zor.
lçe bakış kendimizi, hislerimizi, motivasyonlarımızı, arzularımızı, duygularımızı dikkatlice gözlemlemek demektir. Deneyimlerimizin bizdeki karşılıklarına yeniden bakabilmektir. Yapmamız gereken, geçmişe gidiş ve içe bakış ile anıları, deneyimleri sağlıklı bir şekilde dinlemektir. Bu deneyim tekrarı oldukça fayda sağlar. Kişi kendisinden uzaklaşıp tarafsız olabilmeli. Belki de birçok rol, bizim değildir. Belki de onaylanmak ve kabul görmek için istemediğimiz onlarca şey yapmışızdır. Belki anne babanızın gurur duyduğu şeyler sizi mutlu etmiyordu. Onları gururlandırmak için devam ettiniz. Belki de anne babanızın sevgisini kazanabilmek için fedakârlık kişiliğinizin büyük bir parçası oldu. Şu an yaptığınız iş, özel hayatınız sizi ne kadar mutlu ediyor, sizi ne kadar yansıtıyor? Bu çalışma ile içe bakış yaşarken başkalarının size bakan gözlerini önemsemez hale geliyorsunuz. Aile ve çevrenin dışında bir de kendi eğilimlerimiz var. Farkında olmadan kendimizin de kölesi olabiliyoruz. Hayatımızın en büyük başarısı kendi üzerimizdeki köleliğe son vermektir. Zamanla dünya daha güvenilir olmaya başlayacak. Hızlıca çözmeye çalışmayın. Sadece süreklilik içerisinde içe bakış egzersizleri yapın. Kölelik yanlış arzulara bağlanmakla olur. Sevinçlerimiz aktif olacağı yerde pasif olmaya başlar. Aktif olması bizim katılımımızla olur, beklentisiz canlılık vermekle. Pasif sevinç başkalarının tepkileriyle gelir. Beklentide oluruz. Etkin ve edilgin olmakla il gilidir. "Zengin olursam mutlu olurum." "Evlenirsem mutlu olurum." "Başarılı olursam mutlu olurum." Neşe hep başka şeylerdedir. Biz çaba ve mücadele içinde iken yaşamı kaçırırız ve bir gün huzurlu olacağız umuduyla koştururuz. Kendimizi bu kadar dışsal yaşamdan özgürleştiremedikçe sürekli geleceği garanti altına alacak planlar yaparız.