Musab

Dünyada, ülkemizde gizlenmiş kıskançlıklar çokça ve elbette bunu kimse kabul etmez. Hepimiz birbirimizle rekabet içinde gibiyiz. Neden kendini bir başkası ile kıyaslayıp boşa zaman harcar insan? Kıyaslama, kıskançlığı doğurur, kıskançlık kötülüğü getirir, bu da yaşama sevincini bitirir. Biz biz olalım, siz de siz olun, tanıdık tanımadık herkesin başarısına sevinelim.
Psikoloji
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Her şeyi kabul etmeye hazır olan insanların yoludur bu. Nedense çoğunluk kendini korumak adına, kendiyle dış dünya arasına yüzlerce kapı, oda ve bölme inşa etmiştir. Ne kadar egolu ve bencil gözükseler de, aslında kendi kendilerini sistemin dışına atmış durumdalar. O kadar az insana açıklardır ki, bu haliyle! ozisyon dünyana ndine ve nde onu üşünce durum şanslarını, fırsatlarla buluşma ihtimallerini düşürür. Bu şekilde az insandan ve az mekândan çok şey beklerler, onlara daha çok bağımlı olurlar. Sorsan kimsenin vakti yok. Gerçek ten mi? Yoksa yaptığın şeyleri bu kadar abartan sen olmayasın? Yaptıkların dışındaki her şeyi bu kadar küçük görmek egoyla alakalı olmasın? Fayda göremediğin her şeyden bu kadar hızlı kaçmak niye? İnsan neden sadece çıkarı olduklarına karşı bu kadar açık? Cevap belli: güven. Evet, güven önemli. Biliyorum çok fazla deneyimle güvenmemeyi öğreniyoruz. Ama üstesinden gelmeli, daha açık ilişkiler yaşamalıyız. Kapıları kapatmadan; yüreğimizi, kalbimizi açıp iletişim kurmalıyız. Sevincin, neşenin nereden geldiği belli olmaz. Bazen yeni tanıdığımız birinin mimiklerinde, bir kelamında gizlidir. Hep aynı insanlarla neşeli olamayız. Onların yanında, sık sık değişen konulara ihtiyaç duyarız. Bize zarar verecek insanlar olacaktır. İçgörü kazanmak, sezgilerimizi güçlendirmek önemlidir. Güzel bir söz vardır; sevinç karanlıkta yeşermez, gün ışığında ve başkasının tesadüf etmesinde yeşerir. Açık bir yürekle, açık bir ilişkiyle, samimiyetle, güvenle tanışın, dinleyin, izin verin, gözlemleyin. Neyin nereye saklandığını bilemeyiz.
Uzun uzun yazıp boğmayacağım sizi. En sade haliyle! Sessiz sakin bir yerde, kendini rahat hissettiğin bir pozisyonda oturmak, derin derin soluk alıp vermek, kendi iç dünyana çekilmek ve orada olup biten şeyleri gözlemlemek. Kendine ve dünyaya dikkatlice konsantre olmak. Bir acı hissettiğinde onu tespit etmek, ertelememek ve reddetmemek. Aklımıza düşüncelerin gelip gitmesine kendimizi bırakmak ve onlardan herhangi birine takılıp kalmadan onları izlemek. Zamanla aklımıza gelen düşüncelerin giderek azaldığına şahit olmak. O kadar çok ihtiyacımız olan bir egzersiz ki... Her şeye, her alışkanlığa zaman bulan bizler kendimiz için bu egzersize pek zaman ayıramıyoruz. Dinlenmek, sadece uzanmak ve uyumak değildir. Sessizleşmek ve zihnimize gelen her şeyi izleyebilmektir. Kendine dikkat kesilen bilinç, aslında kendine seyirci oluyor. Aklına düşen düşüncelerden zevk ve acı duymadan sadece izleyici oluyor. Çünkü insan sadece izlerken dinlenir.
Psikoloji
Aslında her anın heyecanı vardır. Önemli olan bizim o ana nasıl tepki verdiğimizdir. Küçük bir uç uç böceğini görüp he yecandan kendinden geçen, konuşup çığlık atan çocuklar gibi. Burada uç uç böceği mi çok etkin, yoksa çocuk mu? Tabii ki çocuk. Ve bizler o ilişkiyi izlerken imreniyoruz. O çocuğun böceğe verdiği reaksiyon neden bizde yok diye hayıflanıyoruz. Her geçen gün ölüyor o çocuk. Size bir önerim olacak. Aklınıza geldikçe yapmanızı öneriyorum. "Tam da şu an neredeyim? Ne yapıyorum? Gerçekten burada mıyım?" diye sorun. Bu bir disiplin getirecek anlarımıza. Biliyorum, sürekli yapamayız ama en azından bir uyarıcı gibi sık sık kendimize hatırlatırsak alışkanlığa dönüşecektir. Mesela şu an; bu kitabı gerçekten okuyor musun? Burada mısın? Eğer değilsen zihninde ne var? Hadi, bırak her şeyi, gel yanıma. Okuduklarınla ol, al onları, zihninde yorumla, içselleş. Olumlu olumsuz tepkiler ver, katıl, katılma, kabul et, reddet, evet de, hayır de ama bizimle ol. Hadi!!!
Psikoloji
Zihnimiz aklımızın alamayacağı şeylerle işgal edilmiş durumda ve bizler çok az şeye konsantre oluruz. Gündelik eylemlerimizde konsantre halimiz yoktur. Genelde eylemlerimiz esnasında zihnimiz başka şeylerle ilgilidir. Yaşama sevincimiz günden güne azalmakta. İzlediğimiz şeylerin rengine, kokusuna, boyutuna, sesine, tonuna dikkat etmiyoruz. Başarabildiğimiz zaman neşelenmeye başlayacağız ama endişe sabotajcıları rahat burakmıyor. Güneş ışığının herkesin görmediği renkleri, yansımaları vardır. Ben onları yakalamaya çalışırım. Karşıma çıkan insanların herkesin dikkat etmediği mimik ve seslerine dikkat ederim. Bakmak ve görmek ilişkisini hepimiz biliriz. Bu iki kavramın arasındaki mesafenin artması geçmiş duygularınızla alakalıdır. Hissedemiyorsak muhakkak geçmişteki kilitlenmiş duygular yüzündendir. "Çocukluk ve ergenlik dönemlerinizi hatırlayın" dediğimde zihninize en sık gelen anı hangisi? Hadi bu anının sizde oluşturduğu duyguyu tanımlayın. Deneyimleriniz ve oluşturdukları duygular olumsuz ise, bu durum sizin şimdiki zamanda konsantre olup gerçekleri görebilmenize engel olacaktır. Bu kitabı yazmak için Karadağ'a geldim. Aslında önce Belgrad'a bir arkadaşımın yanına gittim. Kitabın yazım süreci orada başladı. Neşe ve konsantrasyon konusu bir şekilde Montenegro'ya kadar içimde ertelendi. Montenegro, Tivat'a geldiğimde kitabı kaldığım otelin balkonunda yazmaya devam ettim. Odam en üst kattaydı ve balkonu sağdan sola tüm denizi gören, su kenarlarından başlayan yamaçlar ve binlerce metre yükseklikte dağlarla çevrili bir manzaraya bakıyordu. Hemen solumda bulunan kıyıda tek şeritli bir yol vardı. Tek arabanın geçebildiği, denizle arasına birkaç adım mesafe koymuş iki katlı taş evler görülüyordu. Dışarıya doğru açılan eski pencereler, eskimiş beyaz taş duvarlar, tepesinde
Psikoloji