On dokuz yıl süren bir evlilik hayatının aynı seriye mensup hadiseleri böyle birkaç dakika içine sıkıştırıldığı vakit,yılların içinde inhilâle uğramaktan kurtulan tesirleri son derece kesafet kazandığı ve hayat içinde onları tadil eden zıt ruh halleri de hikâyede gizli kaldığı için, bu üst üste sıralanışlardan gelen intibanın şiddeti aslına uygun olamazdı. Ferit buna meşhur adamların biyografilerini okurken dikkat etmişti. Mesalâ: Romain Roland, Michel Ange'in ve Beethoven'in ıstıraplarını, bu ruh halleri arasında hiç bir sevinç anı yokmuş gibi öyle menfi bir hâdiseler serisi haline getirmişti ki, bu adamların bütün ömürlerinde bir defa bile uzun bir kahkaha attıklarına inanmak zorlaşırdı.
Gidenlere hep öyle gelir; bir şey unutmuşlar gibi. Oysa zaten bir şey unutmak için gider insan. Giderken bir şey unutmak sorun değil; insan çok daha büyük bir şeyi unutmak için gider. Geride kalanların ne anlamı olabilir ki ?
Yol, insanın araf duygusunu en çok hissettiği yer sanırım ; bir yerden bir yere giderken aslında hiçbir yerde olamamak halini yaşıyorum. İki mekân arasındaki hiçlik . İki hâl arasındaki yokluk. İki menzil arasındaki zaman boşluğu.