Bu his diye başlayacağım fakat hissetmediğin, varlığını bilmediğin bir duyguyu nasıl hissedebilirsin ki?
Anlatırken bile ne diyeceğimi düşünüyorum. Yaşamayan, kendisi deneyimlemeyen bunu anlayamaz. Yüksek acı ve kederin zamanla içinden seni çalması.. giderek kendine, dünyaya yabancılaşman.. Ve en sonunda Ahmet Ümit'inde bahsettiği derin depderin icinden çıkılmayan o anlamsız kuyu. Hayatın anlamının gitmesi bir nevi alzheimerın son evreleri gibi gelmiştir bana. Sağlığın yerinde yemek yiyebilme, duyabilme, görebilme yeteneğin var ama içinden gelerek, bilinçli bir şekilde bunları kullanmak istemiyorsun. Aslında istemekte bilinçli yapılan bir şey. Bu daha çok daha önce dünyaya gelmemiş birine karşı özlem duymak gibi, kısacası hiçlik gibi.
Nevzatın beyni geçmişle anılarla önüne büyük bir bariyer koymuş. Bir daha acı çekmemek için. Unutarak iyileşmeye çalışmış.
İşler iyice kızışıyor bakalım başkomiser dava karşısında ne yapacak..?