Sabahattin Ali; fikrimce edebiyatın en zarif kalemleri arasında bir o kadar da sert gerçekçi yanı var. Değirmen kitabı öykülerden oluşuyor. Kitabın başında bazı öyküleri kitaba ekleme konusunda tereddüt etmiş olduğunu ancak bu öyküleri kitaba dâhil etmeyerek okuyucusa haksızlık edeceğini düşünmüş ve onları da almış kitaba, iyi de yapmış. Kitap bütünüyle güzel ancak birkaç öykü daha çok sardı beni, daha çok etkiledi. Güçlülerin nizamı istedikleri gibi bozması, köylü bağnazlığı, adaletin olmayışı ve zamanın acıları birkaç öyküde fark ediliyor. Onlar da Komik-i Şehir, Bir Firar ve Kazlar. Bunlar dışında Kırlangıçlar öyküsü de sıcacık, güzel bir öykü.
Sabahattin Ali benim için çok özel bir yazar/şair. Her sene 2 Nisan'da anarım kendisini. Menfur bir saldırıda öldürülmüş olmasını hâlâ kabul edebilmiş değilim. Onun gibi esaslı bir babaya, cana yakın bir arkadaşa, insan sevgisiyle dolu birisine nasıl kıymşlar anlamıyorum. Daha önce Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Çakıcı'nın İlk Kurşunu, Canım Aliye Ruhum Filiz ve Bütün Şiirleri eserlerini okudum. Son olarak da Sırça Köşk adlı yazılarından derlenen kitabını bitirdim. Kurtla Kuzu en çok etkilendiğim yazısı oldu. Onun dışında Çirkince (Şirince) yazısı da hoşuma gitti. Çilli, Böbrek ve Can Kurtaran yazıları da ziyadesiyle içimi acıttı.
Daha önce ismini duyduğum ancak hiçbir yazısını ya da kitabını okumadığım Enis Batur'u Bekçi kitabıyla tanımış oldum. Kitap çok güzel yazılardan oluşuyor ancak kitapta o kadar çok sanat eseri, yazar, şair, şehir, düşünür, film, sanatçı, kitap ismi geçiyor ki çoğu yerde durup araştırma gereği duydum. Bu da yazarın kültürünü, gezmiş olduğu yerleri ve okuma kalitesini göstermekte.
Kitabı büyük bir hevesle ve aşkla okudum. Ne zamandır ismini sık sık duyuyor ama bir türlü temin edemiyordum, geçenlerde bir arkadaştan rica ettim ve kısa bir sürede bitirdim zira kitap akıcı olmakla birlikte çok anlamlı. Dağların arasında küçük bir ülkenin var ettiği medeniyeti görünce insan onlara gıpta edip saygı duyarken kendi ülkesi adına üzülüyor. Yazık ki Atatürk'ün tavsiye ettiği kitap yeterince kişiye ulaşamamış ve kitaptan da ders çıkartılmamış. Bizim en büyük imkanımız belki de köy enstitütüleri olacakken birkaç yıl sonra kapılarına kilit vurulmuş olması bizi eğitim ve gelişme adına geri bırakmıştır. Yanı sıra kitaptaki "Yaşam Mimarları" büyük bir azimle ülkelerini yeniden inşa ediyor ama bizde böyle bir şey pek mümkün görünmüyor. Bizde siyaset, dini kurumlar ve din adamları, politikacılar, köylüler, şehirliler, eğitimciler, öğrenciler, hepsi ne yazık beyhude ve maaş hesaplı çalışmakta.
Kitap üç öyküden oluşuyor. Kitaba ismini veren "Karahindiba" öyküsünü çok beğendim. Ne kadar tutunamayan, gösterişli hayata dâhil olmak istemeyen, hayalleri olan ve bu hayallerin kırıklığı üzerinden yeni hayaller var eden insanları anlatmış. Diğer bir öykü olan Aralık'ta ise yalnızlığı seçmiş, herkesle bağları koparmış, anne hasretini içinde taşıyan bir adamın öyküsünü yazmış yazar. Mavi Pelikan öyküsünü çok sevemedim ama kitap genel olarak iyi özellikle Karahindiba öyküsü güzel cümlelerle yazılmış.