"Bu imparatorluğun hizmetkarlarının zevk anlatımlarını, Sör Charles
Dilke'nin, "İngilizler her yerde renkli ırklara karşı doğal bir antipati
sergiliyor" sözleriyle bağdaştırmak en azından çok güçtür."
"Richard Meinertzhagen 1902 yılında oraya
vardığında yoldaş subayların büyük çoğunluğunun "birlikleri
tarafından cezalandırılmış, ağır borçlanmış, balık gibi içki içen,
oğlanları kızlara tercih eden ve bundan hiç utanmayan" insanlar
olduğunu gördü. "Oraya vardığımda hep birlikte yerli kadınları
da bu pisliğe bulaştırdıklarını görünce şaşırdım ve şok oldum"
"Cecil Rhodes, İngiliz olarak doğmanın hayat piyangosunda
en büyük ikramiyeyi kazanmak olduğunu söylüyordu. Kendilerine
Tanrı tarafından yüklenmiş bir misyon olduğuna inanmaya
başladılar. Hatta kendi ülkesinde sosyal reform hayalleri kuran
John Ruskin (bir aşamada Aziz George haçı altında kurduğu bir
loncaya taraftarlarını kaydederek bir İngiliz ütopyası yaratmaya
bile çalışmıştı) gibi birisi bile, bu hayale kapıldı. 1 870 yılında Oxford'
da verdiği bir konferansta şöyle diyordu:
Bir milletin önüne şimdiye kadar konulmuş en yüce kader, şimdi
bizim önümüzde kabul edilmeyi veya reddedilmeyi bekliyor.
Bizler hala bozulmamış bir ırk, kuzeyli kanının en iyilerinin karıştığı
bir ırkız. İşte İngiltere'nin gerçekleştirmesi gereken, aksi
halde yok olacağı görev budur; mümkün olduğu kadar çabuk
ve uzağa giderek, en enerjik ve en değerli insanlarından oluşan
koloniler kurmalı . . . Bunların ilk maksadı İngiltere'nin gücünü
karada ve denizde arttırmak olmalıdır."
"Kalp insanın fiziksel yapısı için neyse, İ ngiltere de Avrupa'nın
siyasi ve ahlaki örgütlenmesi için odur" diye yağ yakıyordu
sürgündeki bir Polonyalı, köleleştirilmiş hemşehrilerine."
"İmparatorluğu kuranların birçoğunun cesareti ve gayretini inkar
etmek istemiyorum. Yalnızca emperyalizmin tarihi, çıkar ile
teknolojinin ittifakından doğmuştur. Ancak Britanya İmparatorluğu'nun
kendisine inanmasını sağlayan, ahlaki bir maksatla
hareket ettiği, kendi bayrağı altında doğacak kadar talihli olmayan
yerlere gidip onları sömürgeleştirmenin Tanrı tarafından
verilmiş bir görev olduğu aldatmacasıdır. Üstünlük varsayımı,
imanın şartı haline gelmişti."