Arachnoid Mater üç serilik bir kitabın ikinci kitabı. Serinin ilk kitabı olan Pia Mater'i çok beğenerek okumuş ve herkese övgüyle bahsetmiş biri olarak ikinci kitabı bu kadar geç okumamın tek sebebi serinin tamamlanmasını bekliyor olmamdı.
Son kitapta kitaplığımın raflarında yerini bulunca Arachnoid Mater'in sayfalarını heyecanla araladım. Büyük beklentilerim ve buna eşlik eden korkularım vardı ve kitabın son sayfasını da okuduğumda korkularımın haklı çıktığını üzülerek fark ettim.
Yazarın daha önce seriden bağımsız iki kitabını da okuyarak zekasına hayran kalmış bir okur olarak kalemine bir yorum yapmak haddim değil ancak bir okuyucu olarak da birkaç söz söyleme ihtiyacı hissediyorum. Pia Mater adlı eserinde nöro-roman kelimesinin anlamını bize öğreten usta bir yazar, nasıl olur da ikinci kitabının 'roman' tarafını bu kadar göz ardı eder inanamadım doğrusu. Kurguya giriş kısmını ilk kitapla geride bıraktık. Artık karakterlerin çoğunu tanıyoruz, biliyoruz, artık bir takım gelişmelerin olmasını beklediğimiz taraftayız. Ancak ilk iki yüz hatta üç yüz sayfa boyunca hiçbir gelişme olmadan yolumuza bilimin kanatlarında devam ettik. Karakterlerin sırf 'sinir bilimsel gerçekleri' anlatması için yazılan sahneleri okuduk. Bu gerçeklerin olaylarla birlikte verilmesinin bir yolu yok muydu ki yalnızca bunları anlatmak üzere yazıldığı açıkça belli olan sahneleri okudum, bilmiyorum. Romanın böylesine bilim kısmından ayrılması ilk kitabın güzelliğine gölge düşürecek kadar belirgindi. Tüm olayların son sayfalarda karıştırılması üzülerek söylüyorum ki bana bir sonraki kitabı meraklandırma çabası gibi görünüyor. Dört yüz sayfa boyunca her karakterin en az bir kere 'su moleküllerini' yüzlerini çarpmasını ayrıntılarıyla okuyarak bir gelişme olmasını bekledim ancak son sayfalarda bir