Ailesiyle bağı güçlü olanlar, çiçek gibi açıyor.
Diğerleri, duvarlara çarpa çarpa kendi yolunu bulana kadar ömrünü tüketiyor sadece. Hayat bazen seçim hakkı vermez insana; yaşamak istediğin gibi değil, mecbur kaldığın gibi yaşarsın.
Şu sıralar hep bunu düşünüyorum.
Sevgisiz bir ailede büyüdüğünde en ufak bir sevgi kırıntısı için hayatını koyuyorsun ortaya.
Bunu bilinçsizce yapıyorsun ama.
Tam bilinçlendim diyorsun ama yine başa dönüyorsun.
Ufak şeylerden mutlu olduğumu sanardım ben.
Bana ufacık bir güler yüz göstersinler, dünyayı sereyim ayaklarına.
Meğerse kendimi daha büyüğüne layık görmüyormuşum. O yüzdenmiş.
" Aman çocuğun üstüne varmayın yoksa travmatize olur, dengesi bozulur." diye, belki de insanlık tarihinde eşi benzeri olmayan bencil, her şeye layık olduğunu ve her şeyi hak ettiğini zanneden, umursamaz bir nesil yetiştirdik.
Bir dostlukta, ilişkide olması gereken bazı standartlar var. Dürüstlük, alma-verme dengesi, samimiyet ve şefkat gibi. Bunların olması lüks değil, gereklilik. Zaten bunlar yoksa o ilişki gerçek bir ilişki değildir. Ama sen standart olarak bir ilişkide olması gereken bu değerleri elde etmek için savaşmak zorundaysan bir soluklanıp ilişkiyi değerlendirmeni öneririm. Bir şeyleri elde etmek için kendini kanıtlaman gerektiğine inanıp, savaşıp durursan hem kendini yorarsın hem de beklediğin şeyleri elde edemezsin.