Kitapta ailesine, çevresine, yaşadığı yere olan hislerinden bahseden genç kız, beni zaman zaman karamsarlığa sürükledi ama düşüncelerini bu kadar güzel ifade etmesi, en azından kendi içinde, çok hoşuma gitti. Onun gibi her hissettiğimi böyle ifade etme istediği oluştu bende. Ama ikimizde gerçek düşüncelerimizi, sevdiğimiz şeyleri diğer insanların önünde gizliyoruz. Sadece kabul edilebilir taraflarımızı gösteriyoruz, böyle olunca da benliğimizden, fikirlerimizden, gerçek bir insan oluşumuzdan geriye bir şey kalmıyor sanki. Öğrenci kızda buna çok üzülüyor, içerliyor, bir anda ağlayası geliyor.
Çok fazla benzer duygularımız olduğunu düşünsem de yerine göre ben yerine göre o daha merhametli. Ben bu kısa hikayede fazlasıyla kendimi buldum ve yazarın anlatımından oldukça etkilendim öyle ki "... İyi geceler. Ben prensi olmayan bir Külkedisi'yim. Tokyo'nun neresinde olduğumu biliyor musunuz? Beni bir daha göremeyeceksiniz." cümleleriyle veda etmesi beni hayli üzdü. Onunla karşılaşmak, konuşmak değilse mektuplaşmak isterdim. Gerçi beni de yargılar mı diye çekinirdim ama olsun...