Her zaman, her gün, hep aynı şeyi öğreniyorum. Başın dertteyse, canın yanmışsa, bir şeye ihtiyacın varsa... fakir insanlara git. Sana ancak onlar yardım eder... yalnız onlar.
Başkalarını acı ve ölüme yollamayı tercih eden sahte kahramanlık zihniyetine karşı savaşacaktım, sürekli zafer sözleri vererek insan kıyımını daha da uzatan o vicdansız kâhinlere, politikacıların ve ordunun o ucuz iyimserliğine, kiraladıkları ve kendileri ile birlikte aynı yalanları hep bir ağızdan söyleyenlere, Werfel'in bir şiirinde belirttiği gibi 'savaşı körükleyenlere' karşı savaşacaktım. Savaşı sorgulayan, onların yurtseverlik işini bozmuş olacaktı; uyaran kişiyi kötümser olmakla suçlar ve aşağılarlardı, kendilerinin katılmadığı ve sefaletini çekmediği savaşa karşı duranlara ise, vatan haini damgasını vururlardı. Bunlar hep aynı alçaklardır, çağlar boyunca hep böyle olmuştur, temkinli olanları korkak ilân etmişler, insancıl olanları zayıflıkla suçlamışlardır, kendi elleriyle sebep oldukları felaket gelip çattığında ne yapacağını bilmez bu insan güruhu hep var olmuştur.
İçinde bulunduğumuz yıllarda ülkemizde en çok okunan yazar unvanına sahip olan Stefan Zweig çoğunlukla kaleme aldığı kısa hikaye kitapları ile bilinir. Bu hikayelerin kısa olması bir yandan okuyucuyu çekmektedir, şöyle ki bu hikâyelerde özellikle Rus edebiyatından aşina olduğumuz bir ortamı her yönüyle okuyucuya aktarmak amacıyla yazılan aşırı detaylı betimlemeler gibi okumayı zorlaştıran unsurlara pek rastlanılmaz. Ufacık öykülere derin, etkileyici anlamları sığdırabilen Zweig'in biyografi alanındaki eserleri de büyük değere sahiptir. Zweig sanatın neredeyse her alanına ve özellikle de kendi tabiriyle 'yaratış sanatı'na özel bir ilgi duyar. Örneğin büyük sanatçıların, yazarların(Beethoven, Goethe, Freud) eserlerini yazarken, bestelerken ortaya çıkan el yazmalarına çok meraklıdır ve bu alanda kapsamlı bir koleksiyona sahiptir. Onun biyografilerini özel kılan giz buradadır, bu büyük eserlerin nasıl meydana geldiğini, el yazmalarında nasıl bir mücadele verildiğini, nerelerin karalanıp silindiğini özenle inceleyerek o eserin müellifinin yaratış sürecinde duyumsadığı sanatsal hazzı anlayıp hissetmeye çalışır. Onun bu amaç ve anlayışla yazdığı biyografilerinin hikayelerinden önce okunması gerektiğini düşünüyorum.
Ben bu kitabı Doğu Batı Yayınevi'nin çevirisi ile okudum. Bu sayede sırasıyla bir kitap İş Bankası, Yapı Kredi, Can Yayınları'ndan herhangi birinden çevrilmiş iken başka bir yayınevi tercih etmemem gerektiğini öğrenmiş oldum. Okuduğum çeviri de güzeldi, yazım hatasına denk gelmedim ama Can Yayınları'ndan yapılan çeviri ile kıyaslayınca çevirinin eksik olduğunu fark ettim.
Temelde her iki dünya savaşını yaşamış olan yazarın kendi duygu hayatına dair izlenimleri, toplumun yaşadığı sosyal, ekonomik, kültürel yıkımları, fertler her ne kadar uzak dursa bile siyasetin