İçinde bulunduğumuz yıllarda ülkemizde en çok okunan yazar unvanına sahip olan Stefan Zweig çoğunlukla kaleme aldığı kısa hikaye kitapları ile bilinir. Bu hikayelerin kısa olması bir yandan okuyucuyu çekmektedir, şöyle ki bu hikâyelerde özellikle Rus edebiyatından aşina olduğumuz bir ortamı her yönüyle okuyucuya aktarmak amacıyla yazılan aşırı detaylı betimlemeler gibi okumayı zorlaştıran unsurlara pek rastlanılmaz. Ufacık öykülere derin, etkileyici anlamları sığdırabilen Zweig'in biyografi alanındaki eserleri de büyük değere sahiptir. Zweig sanatın neredeyse her alanına ve özellikle de kendi tabiriyle 'yaratış sanatı'na özel bir ilgi duyar. Örneğin büyük sanatçıların, yazarların(Beethoven, Goethe, Freud) eserlerini yazarken, bestelerken ortaya çıkan el yazmalarına çok meraklıdır ve bu alanda kapsamlı bir koleksiyona sahiptir. Onun biyografilerini özel kılan giz buradadır, bu büyük eserlerin nasıl meydana geldiğini, el yazmalarında nasıl bir mücadele verildiğini, nerelerin karalanıp silindiğini özenle inceleyerek o eserin müellifinin yaratış sürecinde duyumsadığı sanatsal hazzı anlayıp hissetmeye çalışır. Onun bu amaç ve anlayışla yazdığı biyografilerinin hikayelerinden önce okunması gerektiğini düşünüyorum.
Ben bu kitabı Doğu Batı Yayınevi'nin çevirisi ile okudum. Bu sayede sırasıyla bir kitap İş Bankası, Yapı Kredi, Can Yayınları'ndan herhangi birinden çevrilmiş iken başka bir yayınevi tercih etmemem gerektiğini öğrenmiş oldum. Okuduğum çeviri de güzeldi, yazım hatasına denk gelmedim ama Can Yayınları'ndan yapılan çeviri ile kıyaslayınca çevirinin eksik olduğunu fark ettim.
Temelde her iki dünya savaşını yaşamış olan yazarın kendi duygu hayatına dair izlenimleri, toplumun yaşadığı sosyal, ekonomik, kültürel yıkımları, fertler her ne kadar uzak dursa bile siyasetin