"... sonunda sokaktan öylesine nefret etmeye başlamıştım ki, herkes gibi sokağa çıkabilecekken inadımdan günlerce odamdan dışarı adımımı atmıyordum. Kaldırımlarda sağımdan solumdan geçip duran, telaşla koşturan, her zaman aceleci, asık suratlı, endişeli insanlara katlanamıyordum. Neden hep üzgün, hep endişeli, telaşlıydılar? Her zamanki hüzünlü öfkeleri (çünkü öfkelidirler, öfkelidirler, öfkelidirler) nedendir? Mutsuzluklarının suçu kimindir? Hem önlerinde altmış yıllık koca bir ömür varken neden yaşamayı bilemiyorlar?"
"Onun şimdi en çok seni sevdiğini biliyor musun? Ayrıca sana ne kadar çok acı çektiriyorsa, o kadar çok seviyor demektir. O bunu söylemez sana, ama senin sezinlemen gerekir."
"Şu yastığa başımı öylesine çok koydum ki, şu pencereden dışarı öylesine çok baktım, her şeyi... o kadar çok düşündüm ki... Bilirsiniz, ölünün yaşı olmaz."