Mete Karaduman

Mete Karaduman

, bir kitap okudu
Puan vermedi·426 syf.·
21 günde okudu
·
2022 4. kitabı
Attila İlhan
9/10 · 1.566 okunma
Reklam
Eğitim sistemimiz bozuldu Tevhid-i Tedrisat bozulduktan sonra bu kadarla yetinmezler. Türkiye'de imam-hatip okullarının yanı sıra yabancı dille ama-dikkat isterim- İngilizce olmak üzere birçok kolej kurulmaya başlanır. Bu kadarla yetinilmez, yabancı okullar buraya getirilir. Bu kadarla da yetinilmez, vakıf üniversiteleri diye birtakım gecekondu üniversiteler açılır. Bu üniversitelerde Türk çocuklarina Amerikan tipi öğretim aşılanır. Şimdi, bakın nasıl oluyor: Bir taraftan dinî bir giriş oluyor. Dinî girişte birtakım tarikatlar tercih ediliyorlar. Tarikatlardan tercih edilenlere bakın. Biri Nakşiler, öteki Nurcular. Bu ikisi tercih edilirler. Çünkü bunların tarzları Birleşik Amerika'ya uymaktadır. Nakşiler, Suudi Arabistan kolunda, Nurcular da daha liberal, ılımlı İslâm kolunda. Onların kafalarına uymaktadır. Bu, Cumhuriyet'in kimliğini bozmaya başlamanın ucudur. Çünkü bununla beraber Arapça tekrar Türkçe'ye girer. Arapça eğitim girer. Hâttâ El Ezher'e öğrenci gönderilir. Bu, birinci uç. İkincisi, kolejler. Kolejler vasıtasıyla yabancı dille öğretim tekrar edilir. Yabancı dille öğretim Osmanlı'nın batmasının sebeplerinden biridir. Çünkü yalnız Sivas'ta altmış tane misyoner okulu vardır. Gâzi, bunların hepsini kapatmıştı. Bunlar yeniden, hem de Türkler tarafından açılır. Türkler çok güzel bir şekilde vatandaşlarını yabancı dille düşünmeye, yabancı dille göndermeler yapmaya ve yabancı dil çağrışımları içinde büyütmeye başlarlar. Bunun tabii neticesi, oradan yetişen çocukların geleceklerini o ülkelerde arama heyecanıdır. Şimdi, din düzeni bozuldu. Lâiklik gidiyor. Ama bununla yetinmediler. Maarif düzenini de bozdular. Zaten Maarif düzeni, Yunan Latin kökeni ile İsmet Paşa zamanında bozulmuştu. Onun üzerine bu geldi oturdu. Bunu da bozdular. Geriye ne kaldı? Ulusal
Sümerbank'ından Etibank'ına biz, bütün alanlarda devletçi ama halkçı-devletçi bir programa başladık. Bunu uygulamaya girdik. O dönemlerde Türkiye Cumhuriyeti'nin kalkınma hızı yüzde sekiz, yüzde dokuzlarda seyreder. Beş kuruş borç almayız. Osmanlı borçlarını öderiz, bitiririz. Türkiye'de enflasyon çok düşük, önemsiz bir derecededir. Kendine göre ithâlatımız ihracatımızı dengelemiştir. Dengeli, ulusal bir ülke halindedir. Şimdi bu tablo çok açık, bir Kemalist tablodur. Türkiye'nin Kemalist geçmişidir. Bu zurna nerede zırt der? Bu zurna, ilk önce 2. Dünya Savaşı'nda, sonra da Soğuk Savaş döneminde zırt der. Çünkü Mustafa Kemal Paşa ölünceye kadar Türkiye'nin emperyalizmle hiçbir ilişkisi yoktur. Antiemperyalist bir savaştan çıkmıştır. En büyük dostu, yakını, müttefiki Sovyetler Birliği'dir. Balkanları Balkan Paktı ile, Ortadoğu'yu Sadabat Paktı ile kontrol eder. Bağımsız, güçlü, yeni bir devlettir. Türkiye Cumhuriyeti'nin teklemeye başlaması 2. Dünya Savaşı'yla olur. 2. Dünya Savaşı'ndan itibaren Fransızlar ve İngilizlerle ittifak dener. Bu ittifak aksar. Niye aksar? Fransızlar yenilir, İngilizler bizi savaşa girmeye zorlar. Biz, savaşa girecek durumda olmadığımızı söyleriz. Çünkü Almanlarla kırıştırırız. Almanlarla kırıştırırken, Almanlar bizden krom satın alırlar ve silâh yaparlar. İngilizler buna kızar. Ama biz Almanlarla işbirliğini sürdürürüz. Çünkü Almanlar Rusya'ya saldırınca, 'Oradaki Türkleri acaba apartabilir miyiz?' diye bir hayal kurarlar. Mareşal Fevzi Çakmak'la Şükrü Saraçoğlu Almanlarla gizli temaslara girer. Oralara biz buradan adam göndeririz. O ülkeleri yönetsinler diye... Yâni Tataristan'a. Böyle birtakım teşebbüslerimiz vardır. Almanlar yenilince biz çok müşkül duruma düşeriz. Çünkü Sovyetler Birliği gelip Almanların Hariciye Bakanlığı'ndan bizim
"... Ecnebilerin en çok korktukları, dehşetle ürktükleri İslâmcılık politikasının da açıkça (alenen) ifadesinden mümkün olduğu kadar uzak durmaya kendimizi mecbur gördük. Fakat maddi ve manevi kuvvetler karşısında, bütün cihan ve Hıristiyan politikasının en şiddetli hırslarla Haçlılar Savaşı (Ehl-i Salip Muharebesi) yapmasına karşı, sınır dışından bize yardımcı olacak, birer dayanak noktası oluşturacak kuvvetleri düşünmek zorunluluğu da olağandı. "İşte, açıkça söylememekle beraber, gerçekte bu dayanak noktasını aramaktan geri durmadık. Elbette, 'selâmet ve necat için' tek kaynak, İslâmlık âleminin kuvvetleri olmuştur. İslâmlık âlemi birçok noktalardan ulusumuzla, devletimizin geleceğiyle yakından olağanüstü ilgilidir. (Bize) Dinsel bağlantıları olmakla ve 'bu cihetle' bütün İslâm âleminin bize yardımcı ve destekçi olduğunu zaten kabul ediyoruz." M. Kemal Atatürk/24 Nisan 1920. Yer: Türkiye Büyük Millet Meclisi. 2. Birleşim, 4. Oturum
"Yüzyıllardan beri düşmanlarımız Avrupa ülkeleri arasında Türklere karşı kin ve düşmanlık fikirleri yaymışlardır. Batılı zihinlere yerleşmiş bu fikirler, özel bir zihniyet vücuda getirmişlerdir. Bu zihniyet hâlâ, her şeye ve bütün olaylara rağmen mevcuttur. Ve Avrupa'da hâlâ Türk'ün her türlü gelişmeye karşı bir adam olduğu, manen ve düşünsel düzeyde gelişmeye elverişsiz bir adam olduğu zannedilmektedir. Bu çok büyük bir yanılgıdır. (...) Bizi aşağılanmaya mahkûm bir toplum olarak tanımakla yetinmemiş olan Batı, çöküntümüzü çabuklaştırmak için elinden geleni yapmıştır. Batı ve Doğu zihinlerinde birbirine karşı iki ilke söz konusu olduğu vakit, bunun en büyük kaynağını bulmak için Avrupa'ya bakmalı. İşte Avrupa'da aralıksız mücadele ettiğimiz bu zihniyet mevcuttur..." (Eylül 1923) M. Kemal Atatürk
Reklam