Mete Karaduman

"... Türkiye'nin bugünkü mücadelesinin yalnız Türkiye'ye ait olmadığını, bütün arkadaşlarımız ifade etmiş iseler de bunu bir defa daha teyit etmek lüzumunu hissediyorum. Türkiye'nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye azim ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü müdafaa ettiği, bütün mazlum milletlerin, bütün şarkın davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan Şark milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir..." M. Kemal Atatürk
Reklam
"Şarktan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! "Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün Şark milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. İstiklâl ve hürriyetine kavuşacak olan çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu, şüphesiz ki terakkiye ve refaha müteveccih olacaktır. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün manilere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istikbale ulaşacaklardır. "Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerinde milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir âhenk ve işbirliği çağı hâkim olacaktır." M. Kemal Atatürk
Ankara Hükümeti ile Sovyetler Birliği arasındaki ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesi, 26 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal imzasıyla 'Moskova Hükümeti'ne gönderilen bir öneriyle başlar. Öneri aynen şöyledir: "1. Emperyalist hükümetlere karşı harekâtı ve bunların egemenliği ve sömürüsü altında bulunan ezilen insanların kurtuluşu amacını güden Bolşevik Ruslarla çalışma ve hareket birliğini kabul ediyoruz. 2. Bolşevik güçleri Gürcistan üzerine askeri harekât yapar, ya da izleyeceği politika ve göstereceği etki ve nüfuz ile Gürcistan'ın da Bolşevik birliğine girmesini ve içlerindeki İngiliz güçlerini çıkarmak için bunlara karşı harekâta başlamasını sağlarsa, Türkiye Hükümeti de emperyalist Ermeni Hükümeti üzerine bir askeri harekâtı yöneltmeyi ve Azerbaycan Hükümeti'ni Bolşevik devletler grubuna sokmayı yükümlenir. 3. Önce milli topraklarımızı işgal altında bulunduran emperyalist güçleri kovmak ve ilerde emperyalizme karşı meydana gelecek ortak mücadelelerimiz için iç güçlerimizi kurtarmak üzere, şimdilik ilk taksit olarak, beş milyon altının ve kararlaştırılacak sayıda cephane ve diğer savaş makine teknik araçlar ve sağlık araçlarının ve yalnız Doğu'da harekât yapacak güçler için yiyeceklerin Rus Sovyet Cumhuriyeti'nce sağlanması rica olunur." Bu mektuba, SSCB adına Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin imzasıyla 3 Haziran 1920'de 'resmi' bir cevap verilmiştir. O da şöyledir: "Sovyet Hükümeti, her iki milleti tehdit eden ecnebi emperyalizme karşı ortak mücadeleye katılma isteğinizi açıklayan ve kendisi ile düzenli ilişki kurmak isteyen yazınızı aldığını doğrulamakla şeref duyar. Başında Ankara Büyük Millet Meclisi bulunan yeni Türk Hükümeti'nin dış politikasının temellerinin ilkelerini Rus Sovyet Hükümeti büyük bir memnunluk duyarak öğrenmiş
23 Mayıs 1920'de Fransa'nın Danimarka'daki Büyükelçisi Paris'teki Dışişleri Bakanlığı'na bir telgraf yollar. Hayli ilginç bir telgraf doğrusu. Şundan ki, Mustafa Kemal'in Moskova'ya Azerbaycan üzerinden Mustafa Efendi adında bir mülâzım gönderdiğini bildiriyor. Bu Mustafa Efendi, üç hafta boyunca Sovyet Sanayi Merkezleri'ni, özellikle savunma sanayi merkezlerini gezecektir. Bunun askeri amaçlı bir gezi olduğuna şüphe var mı? Danimarka'daki Fransa Elçisi'ne göre de yok. Demek ki, Mustafa Kemal 'Destur, bismillah' deyip, Kurtuluş Savaşı'na başladığı ilk anlardan itibaren, Kuzey'den destek ve güvence aramış. Aramış da, bunlara bağlı, bağımlı politika mı izlemiş, hayır, politikasını Türkiye'nin çıkarlarına göre bağımsız tutmuş, ama Batı'dan gelen belâyı defetmek için Kuzey'den güvence gerektiğini o şaşmaz gerçekçiliğiyle saptamış! Uygulamadan bir örnek mi istediniz, hay hay! 1920 Temmuzu, Beyaz Ruslar Bolşeviklere karşı iç savaş örgütlüyor, Albay Annoyef diye bir Wrangel heyeti, hayli altınla birlikte Erzurum'a düşer, oradan Rusya içlerine doğru harekete geçecek, geçemez, çünkü Mustafa Kemal bunları Erzurum'da tutuklatır, o kadarla da kalmaz, Fransız işgal komiserliğinin Trabzon'daki temsilcisi valiye çıkıp, bunu protesto etmeye kalkışınca, o temsilciyi de tutuklatır, topunu Annamite adındaki Fransız torpidosuna bindirip İstanbul'a göndertir. O böyle yapar da Ruslar bundan geri mi kalır, hayır: 1920 Ağustosu'nda, Londra'daki Fransız Askeri Ataşesi, İngiliz Harbiye Nezareti'nin İstanbul'dan aldığı bir haberi Paris'e geçer. Haber de haberdir hani, çünkü 30.000 kişilik bir Bolşevik kuvvetinin, Tiflis/Alekssandropal demiryolunu tutarak, Ermenistan'a karşı Kuva-yı Milliye'yi desteklemek, Tiflis/Erzurum bağlantısını sağlamak için harekete geçtiğini bildirmektedir. Evet,
Vladimir İliç Lenin, Kuva-yı Milliye Ankarası'na gönderdiği Sovyet Büyükelçisi S.İ. Aralov'a şu iki önemli talimatı vermiştir: "... Çarlık yüzyıl boyunca Türkiye ile savaşmıştır, bu, tabii Rusya'nın Türkiye'nin amansız düşmanı olduğuna dair yapılan propagandalarla halkın belleğinde derin izler bırakmıştır. (...) Bilirsiniz ki güvensizlik ağır geçer. Bunun için de sabırlı, dikkatli, sakınarak çalışmak gerekmektedir. Eski Çarlık Rusyası ile Sovyet Rusya arasındaki ayrımı sözle değil, işle göstermek ve anlatmak gerekmektedir...” İkincisi şu: "... Mustafa Kemal Paşa elbette sosyalist değildir. Ama görülüyor ki iyi bir teşkilâtçı, kabiliyetli bir lider. Milli burjuva ihtilâlini idare ediyor. İlerici, akıllı bir devlet adamı. Bizim sosyalist inkılâbımızın önemini anlamış olup, Sovyet Rusya'ya karşı olumlu davranıyor. O, istilacılara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına, padişahı da yardakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum. (...) İngiltere onların üzerine Yunanistan'ı saldırttı. İngiltere'yle Amerika bizim üzerimize de sürüyle memleket saldırttı. Sizi ciddi işler bekliyor."
Reklam