'Ben susuzluk hastalığına tutulmuş bir hastayım; su beni çekti
getirdi, suyun beni öldüreceğini bilsem de şimdi sudan
kaçamam. Yüzlerce kez ölsem de, bin kez can versem de
bu böyledir. Üstelik bir zamanlar sevgiliden kaçtığım için
de çok pişmanım. Şimdi varın, deyin ona, ne kadar öfkeliyse
benden çıkarsın öfkesini, benim aşk sarhoşu olan
canıma ne istiyorsa yapsın, bu aşk mahkumuna ne ceza
reva görüyorsa işlesin! Şimdi kurban bayramıdır, ben de
onun kurbanlığı. Bir kurbanlık, ancak bayramda kesilrnek
için beslenir. Ben bu canımı kurbanlığa hazırladım.
Ruhumun haşrı, canımın dirilmesi için nefsimin kurban
olması gerek. Hayat ancak nefsin ölümündedir. Aşıklar
ruhun dirilmesini nefsin ölümünde buldular. Susuzluk
hastasının ölümü sudan olacak madem, bir can korkusu
ile sevgiliden kaçar mıyım artık? Irmağın gölden, ya
ki denizden kaçtığı nerede duyulmuş. Ben göl olmaya,
belki denizde kendimi yok etmeye, o denize katışmaya
gelmişim, yitmekten korkar mıyım?!. Irmaktaki su denize
akınca sıfattan ve addan kurtulup zatı baki kalır. İşte bu
yüzden bir zamanlar Sevgiliden kaçtığım için pişmanım.
Şimdi kendimi onun güzellik fidanına asmak için geldim.
Deyin gönüller sultanına ki suçlu kulu idamına razı olup
gelmiştir.'
"Kalbim, diyordu, aşık, 'kalbim ona aktı, onun kalbi
bana mermer olsa da.' 'Onun eşiği,' diyordu, 'benim vatanım orası dır, çünkü sevgili orada oturur.' İtiraz edenlere,
'Sakın gitme! Başından kork!' diyenlere, 'Vatan sevgisi
imandan dır,' hadisini okuyordu. 'Aklın fikrin varsa
bu işten vazgeç!' diyenlere, 'Pervane gibi başını ortaya
atma!' diyenlere, 'Zincire vurulmaya, zindana atılmaya mı
heveslisin?' diyenlere, 'O sevgili seni kesrnek için bıçak
bilemekte,' diyenlere hiç aldırış etmedi. Kendi ayağıyla
zindana gider gibi yürüdü. Önden bir çeken, arkadan bir
iten vardı sanki. Gönlünün sultanına, gönüller sultanına
doğru ilerliyordu."
'A gönüller sultanı! İşte canımı
senin önüne attım; ister beni bağışıayarak dirilt, ister
boynumu vurdur, işte koyun misali boynum. Ey ay yüzlü!
Senin önünde kesilip ölmek, başka yerde dirilip sultan olmaktan yeğdir. Bin kere denedim ki sensiz yaşamak acıdır.
Ey gönlümün istediği! Sur'a üfürür gibi seslen bana ki
yeniden hayat bulayım.' Biçare aşık hazırlandı, dostlarına
'Ben o sevgiliye gidiyorum, artık ne alacaksa olsun!' diyerek
seher rüzgarına arkadaş olup yola koyuldu.''
Sevda!.. Ah sevda!.. Baktım, o da benim gibi ağlıyordu.
Parmağımı uzattım, silmek için. Tıpkı eski günlerdeki
gibi. . . Ama o yüzünü uzaklaştırdı benden. Ben yürü düm,
o yürüdü . . . Ve yine içimde Sitare ağlamaya başladı. Yine
anladım ki Sitare benim için bir rehber, Sitare bir yoldu.
Sitare benim doğru yolumdu. Bu yolun sonu nereye varacak
bilmiyordum, ama nereye varırsa varsın Sitare'den
geçmeyecektim.