‘’Ben çöl kıyısında bir sürgün, bir kenara itilmiş adam değilim. Ben bu çevredekiler gibi kaderine boyun eğmiş bir adam, bir gölge olamam. Benim yaşayan bir içim, şekillere, merasimlere sığmaz bir varlığım, düşüncelerim, fikirlerim var. Ben yolumun daha başındayım. Aşılacak nice mesafelerim, ihtiraslarım ve sınır kabul etmez bir geleceğim var. Burada paşa benim! Hem de yalnız Trablus paşası da değil…’’
Hulasa o kendini tamamen melankolik depresyonlara teslim edip kendi içine gömülen bir yenilgiye sürüklenmediği gibi, derslerin resmi çerçevesi içinde de kalmaz. Zaten insan hamurunun soyluluğu buradadır. Bir gün gelip bir misyonu olacak insan, bu misyonun ne olabileceğini kesin olarak sezmese bile, kendi hammadesini gene de durmadan işleyen insandır. Kendini yapan, kendini aşabilen ve çevresinden sivirikebilecek olan insan ancak bu soy insan’dır.
Her mektepte olduğu gibi ezberciler bunların en göze çarpanlarıdır. Bunlar çok şey vaat etmezler. Şahsiyetleri de zayıftır. Ama körü körüne ezberciliği çalışkanlık sayarlar. İdarenin gözüne girerek çalışkan görünmek isterler. Sonra asıl çalışkanlar gelir. Bunlar bilerek, anlayarak yetişmek ve şahsiyetlerini teşkil etmek çabası içindedirler. Mustafa Kemal’in bu grupta olduğunu gösteren belirtiler çoktur.