Bir insanın kaderi,dağdaki patika gibidir:Bazen çıkar,bazen iner,bazen de dibi görünmeyen bir uçurumun başına gelip durur.İnsan tek başına böyle bir yolda ilerleyemez,ama birleşenler,birbirine omuz verenler her engeli aşarlar.
Bu fani güzergahta ebedi olmaya layık ne kadar an ve saniyeler vardır.Gökyüzünde seherin renkleri,yeryüzünde yaldızlı bir sabah,çiçeklerden bir gelin odası,kuş sesleriyle alkışlanan ilk aşk busesi ebedi olmaya layık değil midir?
İnsan derin hayaller içinde kaybolup gittiği zaman hiçbir kelimenin tarif edemeyeceği-ruha karşı şimşek gibi açıldığı anda biten-ebedi bir tebessüm,sonsuza dek sürmeye layık olmaz mı? Zavallı hafıza! Günden güne yok olduğunu hissetdiğimiz vücut denilen şu toprak yığıntısının üzerinde durmadan sonsuzluk için çalışır durur..Hüzünlü bir bakışı senelerce muhafaza eder..Bir sözü,bir tebessümü yıllarca saklar...Etrafından baş döndürücü bir hızla geçen bütün hatıra ve tesirleri hemen tutmaya çalışır.Bu tahammülü veren istikbal biter;hayatımıza eşlik eden mazi,unutuşlar deryası içinde yok olur.O zaman ölümcül şekilde yaralanmış bir asker gibi bizi mezarın kapısında bırakarak hizmetini terk eder.