İki ruh vaktin nasıl geçtiğinden habersizdi. Daha çok şey söylemek istiyorlardı ancak etraflarında bir yığın insan kalabalığı vardı da konuşmaktan çekiniyor gibiydiler. İkisinin de dilinin ucuna kadar gelen fakat uygun zaman değil, diyerek geri giden ve meşru saikler kollayan mevzular vardı: Zararsız, nahif ve duru.
İnsan mutluyken de huzursuz olabiliyor. Mutluyken de içini yakan, ezen, garip, tuhaf hislerle baş başa. Ne var ki insan mutlu anında bunları ardına atıyor bir süre. Fakat huzur öyle mi? Huzur, daimî güzel hissiyatlar bütünü.
Duyguları doğallığıyla dışına taşan birinden endişeye lüzum yoktu. Hem onun mücessem ruhu rikkatliydi ve letafet barındırıyordu. Zahirî güzelliğinin, onu mest eden tuhaf büyüsünün yanında, bâtını olarak da güzel hasletler taşıdığına kani olmuştu artık.