“Şimdi?”
“Şimdi kelimelerimin boynu bükük, kifayetsiz kalıyor her şey. Sükûtumsa kanatlanıyor. Çünkü gözler bir mana, eller bir mana; bakış, davranış bir mana veriyor ruhuma. O andan itibaren ben ‘ben’ olmaktan çıkıp, aynadaki suretine bakan ‘ben’in karşısına geçip ne istediğimi, istidadımı, kabiliyetimi görebiliyorum.
Düşünün, gökyüzünü temaşa edip, kâinatın o eşsiz derinliklerine dalarak bu insan kalabalığından sıyrılmak, bütün tasavvurların üzerinde değil midir? Ayrıca yaşamı ilginç kılan bir gaye bu…
Şayet güne sıkıcı uyanmışsam; geceden kalma hüzün tortusu varsa üzerimde, bu dağın yamacına çöken sis benim üzerime de çöker. Ve huzursuzluğum katlanır. Sanki dünyanın bütün elemleri dağın yamaçlarından kasabaya yayılmış gibi gelir. O vakit insanın ne kadar aciz varlık olduğunu düşünürüm.
Ancak başka bir zaviyeden ve hele ki bulundukları zamandan bakıldığında çok şey istiyorlardı. Çünkü yenilikle yenilgi, fikirle taassup, icatlar korumacılık, sevgiyle nümayiş, zanaatla uğraş içi içe geçmiş, hangisinin hangisi olduğunu ilk anda fark etmenin ve ayırmanın kolay olmadığı zamanlardan geçiyorlardı.