Kendisini, kendi aydınını tanımayan birinin, toplumu tanıma imkanı yoktur ve iddia ettiği görevi gerçekleştiremez. Yani, aydın, ister İran, ister Afrika toplumundan veya Amerika toplumundan olsun nasıl bir özelliğe sahip olduğunu, tarih ve toplumun hangi şartlarında meydana geldiğini ve bu özelliklerin köklerinin nerede olduğunu iyi bilmesi gerekiyor.
Naif Badire
Dilini bilmediğim bir memleketteydim, her şey doğal olarak tuhaftı. Fakat bu tuhaflık daha da tuhaf bir yön kazandı. Yeraltı geçidinden yukarı merdivenleri çıkıyordum. Cadde tarafında kalan merdiven korkuluklarının dış kısmında yirmilerinde genç bir kadının simit sattığını görmemle kendi memleketimin insanı olduğunu hemen anladım. Simitler dört teker mini bir pazar arabasının cam bölmesi içinde tepside duruyordu. Ben orta yaşa merdiven dayamış genç bir adamdım. Evli değildim. O yönde bir hazırlığımda planımda yoktu. Simit aldım göz göze geldik. Uzaklaşmak üzereydim ki konu kendiliğinden açıldı. Sohbet ikimizin de hoşuna gitmiş olmalıydı ki uzadı koyulaştı.
Siyah kazağım vardı, gri bir kumaş pantolonum. ''Hoş bir kombinasyon'' dedi. Sol elim cebimde diğer elimle simidi mideye indiriyordum. Yavaş yavaş tadını çıkara çıkara. Avrupa da bir simitçiyle karşılaşacağımı hiç ummamıştım doğrusu. Neden ummamışsam. Saç sakal tıraşı yeni olmuştum. Kendimi olduğumdan iyi hissediyordum. Pek fazla konuşkan bir insan değilimdir yahut lüzumundan fazla konuşan biri. İçimden gelerek konuştum onunla, konuşup konuşmama konusunda hiç bocalamadan.
O ise beni ilgiyle dinledi söz etmeden önce. Bakışları bakışlarımdaydı. Herkesi böyle ilgiyle dinleyip dinlemediğini kısa bir an merak ettim. Ondan alışveriş yapanlar onun yüzüne bakıyorlar mıydı? Güzel bir yüzü vardı, ondan alışveriş yapanlar arasında acaba benim gibi konuşanlar var mıydı? Neden olmasındı. Peki ben nasıl konuşuyordum? Acaba onlar ne hakkında konuşurlardı? Konuşurken benim gibi içten ve samimi mi idiler? İçten derken başkasıyla konuşurken içten olmanın ölçüsü neydi mesela sürekli kahkaha atmak mı? Veya öylesine ayak üstü edilmiş birkaç gelişi güzel lakırdıdan mı ibaretti anlattıkları, sonra birbirlerini olmasa bile