Kitap bir ara her yerdeydi, en sonunda ben de okudum. (Yaşasın?)
Şahsen ben de Paulo Coelho'nun Simyacı kitabının bir tık fazla şişirilmiş ve anlatıldığı kadar derin bir mesaj içermediğine inanlardan olduğum için kitaba bir tık mesafeli yaklaştım.
Kitapta öyle abartılacak derin bir mesaj yok bence. Benim kitapta dikkatimi çeken ve kitap bittikten sonra da üzerinde düşünmeye devam ettiğim şu iki nokta oldu:
*Kütüphanede sadece Nora'nın kararıyla değişen hayatların kitabı olması. Kütüphaneci Nora'ya "anennin (kanserden) ölmediği, hala yaşıyor olduğu evrenler var ama senin verdiğin hiçbir karar onun ölümünü değiştiremezdi.
Yani, Türk biri olarak ister istemez şu durumlarda ya keşke dedemin dedesi Makedonya'dan buraya göçmeseydi, keşke başka bir Avrupa ülkesinde doğmuş olsaydım diye sık sık düşünüyorum. (bir dolar yirmi beş liraya çıkacakmış diyorlar? :O) Sanırım o cümleyi, hayatta sadece değiştirebileceğiniz şeylere odaklanmak ve kontrolünüzün dışındaki şeylerle endişelenerek kendinizi yormamanın önemi olarak aldım.
İkinci dikkatimi çeken şeyse, Nora'nın geçiş yaptığı hayatlarda kendini hep yabancı gibi hissetmesiydi. Sizi siz yapan şeyin hayatın size ne verdiği değil, hayatın size verdikleriyle ne yaptığınız, gibi düşünebiliriz bunu. (hayat kurasında türkiyeyi çekmiş olduğumuzdan evren bize değil limon anca limonun sapını falan veriyor ama, elimizde çok bir şey yok yani.)
Sonuç olarak ben kitabı sevdim. Tekrar okuduğumda düşüncelerim değişir mi bilmem.
Ayrıca kitabın dili de aşırı akıcıydı, bir günde falan bitirdim.
Bu yıl okuduğum en güzel kitaplardan biriydi bence.