Ey miskin nefsim,
Sen ki kendini hep yaldızlı bir aynada seyredersin. Oysa o aynanın ardında ne çok çizik, ne çok leke var. Ama sen görmezsin. Görsen bile kabullenmezsin.
Kötüsün ama kendini iyi zannedersin. İnsanlara bakarken kaşlarını çatarsın, kalbinde bir kin beslersin, ama dudaklarında hep sahte bir tebessüm. “Ben iyiyim,” dersin. Oysa kimse seni o kadar da iyi bulmaz, kendin hariç.
Câhilsin ama kendini âlim zannedersin. İki cümle duyarsın, üç kelime öğrenirsin, sonra zannedersin ki âlemin bütün sırlarını çözmüşsün. Bilmediğini sormak bir eksiklikmiş gibi gelir sana. “Bilmiyorum,” demek gururuna dokunur. Halbuki bilmediğini bilmek, bilginin ilk adımıdır.
Cimrisin ama kendini cömert zannedersin. Bir elinle azıcık verirsin, diğer elinle onu sayfalarca anlatırsın. Verdiğin şey kalbinden değil, gösterişindendir. Yüreğinle değil, elinle cömertsin. Oysa gerçek cömertlik, verdiğini unutmaktır.
Ahmaksın ama kendini akıllı zannedersin. Birkaç doğru tahmin yaparsın, birkaç konuda haklı çıkarsın, sonra her şeyin en iyisini sen biliyormuş gibi davranırsın. İnsanları küçümsersin, “Benim zekâm onları aşar,” dersin. Ama bilmezsin ki kibir, aklın önüne çekilmiş perdedir.
Hayatın kısa ama emellerin, hayâllerin çok fazla. Bugün var, yarın yoksun; bunu bilirsin ama hiç düşünmezsin. Sanki yıllar seni bekleyecek, hayâllerin bir bir gerçekleşecek sanırsın. Halbuki ömür bir kelebeğin ömrü kadar kısa, emellerinse bir dağın zirvesine kadar yüksek.
Ey miskin nefsim,
Bir dur, bir bak kendine. İnsan aynaya bakınca sadece yüzünü değil, ruhunu da görmeli. Ama sen aynaya bile bakmaz oldun. Kendine dönmekten korkuyorsun. Çünkü o zaman ne kadar boş olduğunu fark edeceksin.
Düşün bir an: Bu dünya gelip geçici, sen niye bu kadar kalıcı zannediyorsun kendini? Yarın toprağın altına girdiğinde,