"Enerjim seni uyandırmıyorsa ben sana göre değilim.
Ruhum sana ilham vermiyorsa, bağlantıyı zorlama, Aklım seni daha derin düşündürmüyorsa, beni aklında tutmanın anlamı yok.
Tutkum seni harekete geçirmiyorsa, yön değiştirmek daha iyidir, eğer varlığım gelişmene yardımcı olmazsa, yokluğum kesinlikle olacaktır, Eğer benim aşkım açmıyorsa kalbini, mutlaka başka bir aşk açar, git ve varlığını neyin titreştirdiğini bul, bir durup daha arkana bakma.
Aşkın en büyük eylemlerinden biri salıvermektir, titreşim yalan söylemez. Sürecinize güvenin. “
Önünde annem. Dizlerini kırınca eteği yukarı sıyrılır, bacağındaki doğum lekesi iyiden iyiye görünürdü. Sol dizinin üstünde, urgan kılıklı leke. Annem onu hiç sevmez. Oysa ben kimselerde görmediğim, Tanrısal bir işaret, bir kutsanmışlık nişanesi sandığım bu urganı pek sever, dokunmak isterdim fakat annem böyle anlarda, "Biliyorum, üzülmeyeyim diye dokunmak istiyorsun, bana acıyorsun," derdi. Bana. El kadar çocuğa. Ona acıdığım için sevmediğim bir şeyi seviyormuş gibi yapabileceğimin önünü açarak beni, kalbin ikiyüzlülüğüne sevk ederdi ama ben hiç oralı olmazdım.
Sevmek, biri isteyince yapılacak kadar kolay mıymış? "Vallahi," derdim anneme. "Bacağındaki urganı çok seviyorum. Masallarda olur böyle garip şeyler."
Bu acı nereden kaynaklanıyor? Şimdiden mi? Geçmişten mi? Yoksa henüz gelmemiş bir gelecekten mi? Eğer "şimdiden" kaynaklanıyorsa, çoktan bitmiş olmalı, çünkü "şimdi" çok kısa bir zaman dilimi. Kelime dile değdiği anda, çoktan geçmiş ve yaşanmış olur.
Ancak bu acı, bu yara, bu iz... Asla geçmiyorlar. Görünür oldukları yerde kalıyorlar ve bir sonraki an, görünmez oldukları yerde kök salıyorlar. Acı her zaman yakın geçmişin veya yakın geleceğin bir şeyi olmayı amaçlıyor ve acı içinde bile "şimdi"de yaşama deneyiminden mahrum bırakılıyorum...
Tıpkı bedeni paramparça olsa bile çiçeğinin yasını tutan bir kelebek gibi.
Üzerine ne kadar basılırsa basılsın uçmayı reddeden bir kelebek gibi.
Kelebeğin kaldığını söylemek yanlış olur. Ya da uçmayı unuttuğunu söylemek de yanlış olur. Basitçe söylemek gerekirse, en başından beri uçmayı hiç öğrenmedi. Kozadan çıktığı andan itibaren kanatları örümcek ağına takıldı. Çırpınmak uçmak değildir. Sadece çırpınan kanatlar sadece isim olarak kanattır.
/Limbus company/