Makyajsız gelin olur… çünkü güzellik, sürülen boyada değil; Allah için korunan bir kalbin nurundadır.
Çalgısız düğün olur… çünkü huzurun sesi, en güzel nağmedir.
Bol gelinlik olur… çünkü haya, bedenin değil ruhun ziynetidir.
Sade ev olur… çünkü eşyanın azlığı, bereketin çokluğuna engel değildir.
Gelin sandığında altın değil; edep, sabır ve güzel ahlak olur.
Çeyiz sandığında marka değil; kalbe şifa olan kitaplar, dualar ve secdeler olur.
Duvarlarda gösteriş değil; huzur asılı olur.
Sofralarda israf değil; kanaat bulunur.
Erkek için de sade olmak olur…
Çünkü adamlık, pahalı saatle değil, vakte sadakatle ölçülür.
Erkeğin çeyizi; bir kadını incitmemeyi bilen dil, emaneti koruyacak bir vicdan, zor günde kaçmayacak bir duruş ve helali haramdan ayıran bir bilinçtir.
Ev dediğin; kadının sabrıyla kurulur, erkeğin sorumluluğuyla ayakta kalır.
Kalabalıklar olmadan da düğün olur…
Ama kalpler bir olmazsa, en büyük düğün bile eksik kalır.
İnsanlar "az" der, "eksik" der, "garip" der…
Oysa eksik olan eşya değil, bakışlardır.
Yoksul olan evler değil, doymayan nefislerdir.
"İnsanlar ne der?" diyen kahrolası bir put vardır.
İşte o put…
Nice yuvaları borçla kurdurur, nice kalpleri riyaya sürükler, nice insanı Allah’tan uzaklaştırır.
Eğer o putu, İbrahimvari bir kararlılıkla kırabilirsek…
Gösteriş yıkılır, samimiyet kalır.
İsraf gider, bereket gelir.
Korku biter, tevekkül başlar.
O zaman görürüz ki; az ile huzur olur.
Sade ile saadet olur.
Sessizlikle sükûnet olur.
Ve en önemlisi…
Allah’ın razı olduğu bir hayat, her şeyden daha güzel olur.