Ah, çatacak, kavga edecek bir adam olsa... Sevdiğim bir adam... Yani naz edecek bir adam... Sevdiğim bir adamla karşı karşıya bir pencerede oturarak dışarıdaki yağmuru ve yağmur altındaki denizi seyretsem. Dışarı çıkmasam, fakat çıkmak elimde olsa...
Bizim millet, kokmakta olan başın kokusu burnuna geldikçe kendini kurtarmaya bakar. En kötüsü de budur işte. Batan gemi ile birlikte batacağını hiç aklına getirmez. Mal toplamaya başlar, çalar, çırpar, yığar bir yana... Sonunda bakar ki, hiçbiri kalmamış elinde. Onun için ne zaman mal hırsının sardığını görsem bir korkudur alır içimi.
Eflatun, bir yerde diyor ki; felsefe, insanların ve toplumların güçlü oldukları çağlarda yararlıdır, zayıf oldukları zamanlarda ise acınacak bir şeydir.
Sadece düşünmek de yetmez, bir yargıya varmalı. Çok güç işler bunlar. Hem başlamak hem de başlamamak istiyorum. Başlamaktan korkuyorum çünkü. Belli bir yargıya varsam ne olacak? Arkasından hemen bir eyleme geçmek, bir şeyler yapmak gerekecek. İşte korkum bundan. Eylem kadar korkutan bit şey yok beni.