İngiliz edebiyatı yazarı John Fowles tarafından kaleme alınmış, insanın kanını donduran gerçekliği en çarpıcı şekilde anlatan romanı. Kitapta anlatılan ile gerçek hayatta yaşanılan birçok gerçekliği özdeşleştirmek hiç zor değil. Özellikle erkeklerin çoğu zaman kadına bir nesne olarak baktığı, iletişim kurulabilecek insan olarak bakmadığı bu dünyada, neden bir çok birlikteliğin sağlıksız ve acı verici olduğunu en uçlarda yaratılan bir hikaye ile anlatan kitap. Miranda karakteri ne yaparsa yapsın, kendini kaçırıp bir mahzene hapseden adama düşünsel olarak yaklaşamamaktadır. Hikaye çok hazindir ve bence aslında düşünen insanın kaçamayacağı acıları, çıkmazları, çaresizlikleri anlatır. Çünkü, dünyadaki insanların büyük bir çoğunluğu ya düşünmemeyi seçmiş, ya da düşünmenin ne demek olduğunu bile bilmeyen, dayatılana göre yaşadığının bile farkında olmayan insanlardan oluşmaktadır.
Miranda kitabın bir yerinde düşüncelerini aşağıdaki cümlelerle anlatmaya çalışır ki, bence kitaptaki en müstesna paragraftır.
" Sıra sıra kelebekler arasındaki bir örnekten başka birşey değilim. Hizayı bozduğum zaman bana karşı kin besliyor. Ölü olmam gerekiyor; iğnelenmiş, hiç değişmeyen, sürekli güzel. Güzelliğimin kısmen canlı olmamdan kaynaklandığını biliyor, ama ölü beni istiyor. Beni canlı ama ölü arzuluyor. Bunu fena halde hissediyorum bugün. Canlı ve değişken olmam, farklı bir şekilde düşünmem, ne yapacağımın belli olmaması ve geri kalan her şey canını sıkmaya başladı."