Kitabımız olacakların habercisi gibi duran bir Uygur masalıyla başlıyor. Bu masalda Burkay isimli yüzbaşı; parlak bakışlı, ay yüzlü, yeşil gözlü, peri gibi birine Açığma-Kün'e tutulur. Onun uğrunda evdeşini kurban eder. Buna rağmen Açığma-Kün Burkay'a, ızdıraplar içinde kıvrılan yüzbaşıya, "Seni seviyorum." demez. Ancak o da Burkay öldükten sonra ızdıraplardan kurtulamaz. Tanıştıkları çam ağacının altında bahar olup çiçekler açtıkça Burkay'ın ruhu "Izdırap çekiyorum. Sen de beni seviyor musun?" diye inlese de Burkay'ın ilahlaştırdığı kız Burkay gibi yanıp yakılsa da ona "Ben de seni seviyorum." demez. Yıllar da akıp gider.
Ana karakterimiz Selim Pusat'a değinelim önce. Yüzbaşı Pusat, hayatın anlamının askerlikte olduğunu ve onun dışındaki her şeyin boş olduğunu düşünür. Bu düşünce, onun en kutsal saydığı askerlikten atılmasına neden olacaktır: Çünkü o, en mükemmel kumandanların kırallıklarda yetiştiğini düşünür ve bu düşüncesi ortaya çıkınca da yargılanıp rütbeleri sökülür. Onunla aynı şekilde yargılanan arkadaşı Şeref "Tiyatro bitti. Beklemeye lüzum görmüyorum." diyerek intihar eder. Selim ise onu hayata bir şekilde bağlayan karısı ve oğlunun varlığıyla yaşamaya devam eder ancak öncekinden farklı olarak bir ruh gibi.
Pusat'ın üstüne yapıştırılan vatan hainliği yaftası, karısı Ayşe'yi de etkiler. Çevresindeki insanlar ona farklı bir gözle bakar, ikiyüzlülüğün tüm hünerlerini gösterirler. Ancak Ayşe'nin dediği gibi dünyadaki herkes kötü ve vefasız değildir. Ayşe'nin okula gittiğinin ilk günü üç öğrencisi, adeta çevrelerine meydan okuyarak onu karşılarlar.
"İnsanlar mazide ve tarihin yaprakları arasında kaldılar. Bu gördüklerin birer karikatürden başka bir şey değildir." demişti Selim. O karikatürlerden kaçarak Şeref'in mezarına ve Çamlı Koru'ya atıyordu kendini. Bir