Vehbi Efendi hayatından çekilir, giderse, ömrü, liman görmeyeye, ne zaman bora çıkacağı kestirilemeyen açık denizlerde dolaşmaya mahkum bir gemiye dönecek.
Rabia, hayatta her olan şeyi, görünmeyen gizli bir kuvvete atfedecek hilkatlerden biriydi. Ölçüleri hiçbir zaman zâhiri olamazdı. Onun yaşadığı dünya bir ruh dünyası. Beşerin gözle görülen, elle tutulan bütün eserleri, bütün işledikleri bir gölge, asıl arkada hayata hakim olan membaın gölgesi. Bu, dimağındaki ilk izler, ilk teşekküllerden vücuda gelen kanaatiydi.
Kader bir Müslüman kızının gönlünü bir kafire vermiş. Kafirin de anası ölmüş, ortadan kaybolmuş, belki bir daha dönmeyecek. Kim demiş feleğin çarhı kördür, sağırdır, kemirdiği gönül, ezdiği kafa bir tesadüf eseridir. Hayır, hayır her şeyde bir hikmet vardır. Peregrini'nin anasının ölümü, Rabia'ya gökten gönderilen bir alâmet. Tövbe etmesi, istiğfar etmesi gönlünün günahını çıkarıp atması için onu ikaz eden ilahi alâmet. Rabia'yı samedaniyet imtihan ediyor. İmanının kudretini, salabetini deniyor.
Vehbi Dede, Efendi'ye doğru ilerledi.
–Hanımefendi'ye Alman musikisinin, sizin çaldığınız kısmından bir şey anlamadığımı söylüyordum.
–Fikrî mûsikiyi biz pek anlamıyoruz.
Bu mevzu, Efendi'nin salahatiyle bahsedebileceği mevzu olduğu için kekelemeden söylüyordu. Devam etti:
–Fakat bizi Garb mûsikisinden ayıran bu fikrililiği değildir. Çünkü Garb mûsikisinde de fikri olanı çok azdır. Asıl farkımız derûni tempomuz ve ahenk meselesidir.
–Garb mûsikisinin melodisi yoktur.
Kanarya atılmıştı:
–Size öyle gelir. Fakat muhtelif melodileri bir araya katıp yaptıkları bu muğlak ahenk bence medeniyetlerinin en büyük, belki bir tek muvaffakiyeti. Bizdeki tek başına tekrar edilen, söylenen melodiler insana bir yalnızlık hissi verir. Alaturka şarkı söyleyen bir adam bana kendi içine hapsolmuş bir adam gibi gelir.
Sevmeyi, sevilen şeye tek başına tesahüp(sahip çıkmak) gibi telakki etmek ne vahşi bir şeydi. Âşık bir esirci mi? Dünyadaki servet, güzellik, sevgiler ve sevgililer herkese yeter, herkesin hakkı...