Reşat Nuri yine şaşırtmadı ve harika bir eseri daha okumamız için, okuduktan sonra "vay be" dememiz için yazdı. Çalıkuşu romanından sonra bu roman da ilaç gibi geldi. Zehra, bir kasabada başmuallimeyken babasının ölüm döşeğinde olduğunu öğrenir, fakat önce gitmek istemez, gitmeye karar verdiğinde de daha Zehra yoldayken babasını kaybetmiştir. Bir-iki gece babasının evinde kalıp geri öğretmenlik yaptığı kasabaya dönecektir. Babasının tanıdıklarından biri babasının kişisel eşyalarının olduğu sandığı Zehra'ya emanet eder. Zehra da bu sandıkta babasının hatıra defterini bulur ve okumaya başlar. Ama şunu söylemeyi atladım, Zehra'nın tek bir kusuru vardır o da acıma duygusunun olmaması. Zehra babasına ölesiye kinli ve nefret dolu bir evlattır ama hatıra defterini okuduktan sonra bakalım sizleri neleri bekliyor? Reşat Nuri yine harikalar yaratmış dedim bitirdiğimde. İki günde bitebilecek bir romandı. Sizi eğer okuyamama durumunuz varsa kesinlikle ondan kurtaracak bir roman.
Eskiden masum bir fikrim vardı. Sanırdım ki herhangi bir fenalık ruhumuzu baştan başa kirletir, onda hiçbir temiz nokta bırakmaz. Hâlbuki hakikatte her zaman böyle olmuyor. Maddi sukutların manevi sukutlardan bir farkı var. Mesela bir uçuruma düşen insan paramparça olup ölüyor. Fakat manen düşen insanın bazen yalnız bir tarafı zedeleniyor, öte tarafları tamamiyle salim kalabiliyor. Fahişeler görüyorsunuz ki aile muhabbetini hiç kaybetmemiş, katiller görüyorsunuz ki samimi surette seviyor, acıyor, yardım ediyor. Ben de vakaların sevkiyle bir hırsız ve dolandırıcı olup çıkmış bulunduğum hâlde çocuklarımı ancak tamamıyla salim ruhlu insanlarda bulunacak bir temizlik ve kutsiyetle seviyordum.
Arkasında bu kadar samimi bir hicran(ayrılık acısı) ile ağlayacak bir insan bırakmak dünyada kendinden bir parça bırakmak demektir. Şu halde ölüm bile insan için ancak bir yarım felakettir.
Ben aşkı şiirlerde, romanlarda olduğu gibi bir parlak yaz gecesinin mehtabında başlayıp sabahında biten bir rüya addedenlerden değildim. Benim için sevmek bir başka insanın vücudundan, ruhundan bir parça hükmüne girmek, onunla beraber gülüp ağlamak, ıstıraplarını paylaşmak demekti.