Veba: 'Başyapıt' Denilen, 303 Sayfada Bana Sadece Bir İki Cümle Veren Kitap
"Bir şehrin felaketini anlatacağım derken, okuyucusunun sabrını felakete dönüştürmüş bir klasik."
Merhaba kitap dostları! Bugün, Albert Camus'nün dünya çapındaki başyapıtı "Veba" sını dürüstçe konuşacağım. Bu inceleme, bir övgü değil, "zor okunan klasikler" kervanına katılan bir okurun samimi bir itirafı olacak.
Kitap, Cezayir'in Oran şehrinde aniden ortaya çıkan bir veba salgınını ve halkın bu felaketle baş etme çabasını anlatıyor . Baş kahraman Dr. Bernard Rieux, vebanın varlığını kabul etmekte zorlanan yetkililere karşı mücadele ederken, ekip arkadaşları Tarrou, Grand ve Rambert ile birlikte dayanışma örneği sergiliyor . Romanın aslında bir alegori olduğu, vebanın Nazi işgalini/felsefi olarak da hayatın anlamsızlığını temsil ettiği söyleniyor .
Camus bu kitapta, "insanların vebadan öğrenebileceği tek şey, insanlarda görülmeye değer şeyler olduğudur" gibi güçlü mesajlar veriyor .
Neden "Sıkıldım" ve Neden "Başarılı Bulamadım?"
1. 303 Sayfa Boyunca Aynı Şeyi Anlatmak: Abartı Değil, Tespit.
Kitabın neredeyse tamamı bir şehrin vebaya yenik düşüşünü, insanların bu süreçte maddi ve manevi çöküşünü anlatıyor. Başlarda merak uyandıran bu anlatım, hızla "sürüncemeye" dönüşüyor . Aynı karamsar atmosfer, aynı çaresizlik duygusu, aynı iç monologlar... Yazarın felsefi mesajlarını iletmek için bu kadar sayfaya ihtiyacı var mıydı? Bence yoktu.
2. "Zor Bir Okuma Deneyimi": Ben de Yaşadım, Yalnız Değilsiniz.
Camus'nün dili zaten felsefi ve ağır. Bunun üzerine kötü bir çeviri denk geldiğinde ortaya çıkan sonuç .
- "Umarım kitap daha akıcı olur" diye sayfaları çevirdim, olmadı.
- "Belki sonuna doğru bir şeyler değişir" diye sabrettim, değişmedi.
- **"Acaba ben mi