Uyandığımda çerez niyetine kısa bir kitap bitireyim dedim, 68 sayfa olan Kızıl Veba’yı seçtim. Görünenin aksine 68 sayfa değil 60 yıllık bir yolculuğun içinde buldum kendimi. Bir kıyamet romanı olduğunu unutmuşum
Profesör Granser dedemiz üç torunu Edvin, Tavşan Dudak, Huhu’ya 60 yıl öncesini anlatıyor. Bunun neresine şaşırdın gayet normal diyebilirsiniz fakat anlattığı 60 yıl öncesi medeniyetin, uygarlığın ve teknolojinin olduğu bir çağ desem…
Kızıl Veba tüm medeniyeti ilkel toplum düzeyine indirmiş. Barutun bulunduğu toplumdan bir anda mızrakla avlanılan bir topluma evrilmiş. Profesör Granser Kızıl Veba’dan önceki hayatta üniversitelerden, kara vebadan, kolera salgınından, kızıl kelimesinin anlamından vs bahsederken torunları dedesinin kullandığı dili anlamayıp dalga geçiyorlar. Gözle görülmeyecek kadar küçük bir virüsün nasıl tüm toplumu yok ettiğini idrak edemiyorlar. Kitap çok sakin ilerliyor, torunlarıyla sohbet eden bir dedenin yanında yürüyormuşuz gibi hissettiriyor.
“Barut tekrar gelecek. Bunu hiçbir şey engelleyemez. Aynı eski hikâye yeniden, yeniden yaşanacak. Sayısı artan insanlar savaşmaya başlayacaklar. Barut sayesinde insanlar milyonlarca insan öldürecek ve çok ileride bir gün yeni bir uygarlık, sadece bu yoldan, ateş ve kan üzerinden evrilecek. Peki bunun faydası ne? Eski uygarlıklar nasıl yıkıldıysa bu yeni uygarlık da geçip gidecek. O uygarlığı inşa etmek elli bin yıl alsa da geçip gidecek. “ (devamını yoruma ekliyorum, harf sayısını aşıyor )
#kızılveba #jacklondan #işbankasıkültüryayınları #bookstagram
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,6bin okunma
‘Kalk, Çalış, Başarısız Ol’ bana bir gerçeği hatırlattı: Başarısızlık, kaybetmek değil… Yeni bir yolun başladığını bilmektir.
Uzun zamandır içeriklerini ve deneylerini keyifle takip ettiğim, kimi zaman kahkaha attıran, kimi zamansa derin düşüncelere sürükleyen bir yazar… Okumayı uzun süredir planladığım ancak iş ve hayat telaşından bir türlü fırsat bulamadığım bu kitabın, aslında gündelik yaşamda ve iş hayatında adeta bir rehber niteliğinde olduğunu fark ettim.
Behçet Hoca’nın samimi ve akıcı kalemi, satır aralarında su gibi akıyor. Mizahı, içten dili ve okurlarıyla kurduğu sıcak etkileşim, kitabı yalnızca okunacak değil; aynı zamanda hissedilecek bir deneyime dönüştürüyor. Mutlaka okunması gereken kitaplar arasında bence ilk sıralarda yerini alıyor.
@akademiklink hocam ayrıntıyı gördüm ve çok güldüm
Günlük hayatta çoğu zaman fark etmeden normalleştirdiğimiz davranışların aslında ne kadar incitici olabileceğini gösteren bir eser. Kitabı okurken çocuklukta, ailede, ilişkilerde ya da iş hayatında ‘iyiliğin için’ denilerek söylenen sözlerin bazen nasıl bir baskıya dönüşebildiğini fark ediyor insan.
Yazar, duygusal zorbalığın yalnızca açık hakaret ya da bağırma olmadığını, küçümseme, manipülasyon ve suçluluk hissettirme gibi daha görünmez yollarla da ortaya çıkabildiğini anlatıyor. Bu yönüyle kitap, okuyucuya hem kendini hem de çevresindeki ilişkileri yeniden sorgulama fırsatı sunuyor.
Bence kitabın en güçlü yanı, insanın kendi sınırlarını fark etmesini sağlaması. Çünkü bazen en zor olan şey, sevgi gibi görünen davranışların aslında bize zarar verdiğini kabul etmek.