Hepimiz hayal ettiğimiz, dilediğimiz ya da hak ettiğimize emin olduğumuz hayatı değil, sahip olduğumuz hayatı yaşamak gibi zorlu bir işle karşı karşıyayız. Dolayısıyla kaygı güdümlü yargı ve kıyaslamalardan kurtulmak için ne gerekiyorsa yapmalıyız. Hayat kısadır ve hiçbirimizin o kadar zamanı yoktur.
İnsanların bazı düşünce ve reflekslerini bastırmak için nedenleri vardır ve bunları kendilerinden bile gizlerler. Yoksa neler olurdu bir düşünün? Ayrıca bize, yalnızca Tanrı'nın sesi fısıldamaz. Zayıf olduğumuz anlarda ruhumuza başka sesler de sızar.
Bir başkasının dış görünümündeki hatlara bile kendimizden emin olarak ve tarafsızca ulaşamayız. O yolda bakışlarımiz bizi özel ve biricik kılan bütün arzulara ve hayallere kayar, gözümüzü alır bunlar.
.... Hele de bir yabancının iç dünyası hakkındaki düşüncelerimiz kesin ve dayanaklı olmaktan öylesine uzaktırlar ki, karşımızdakinden çok kendimizi ortaya koyarlar.
Gazete okurken, radyo dinlerken ya da kafede insanların konuşmalarına dikkat ederken, hep aynı sözlerin söylenip yazılmasından , hep aynı deyimlerin, süslü sözlerin, metaforların kullanılmasından çoğu zaman bıkkınlık, hatta tiksinti duyuyorum.
...
Kelimeler düşüncelerin ifadesi mi hâlâ? Yoksa, lakirdilarin içe kazılı izleri durmaksızın parladığı için insanları oraya buraya sürükleyen etkili ses oluşları mi sadece?