Ölenin adını anma tabusu:
"...Örneğin Afrika'daki Massailer, bu konuda çareyi ölenin adını hemen ölür ölmez değiştirmekte bulmuşlardır....Böyle yapılınca ruhun yeni adını bilmediği ve kendisinden söz edildiğini anlayamayacağı kabul edilir. Adelaide ve Encounter Bay'deki Avustralya yerlileri, ihtiyat tedbirini daha da ileri vardırırlar: birisi ölünce adları öleninkine benzeyen bütün kişiler başka adlar alırlar. Paraguay'daki Gayacurularda, kabile şefi bu gibi acıklı durumlarda bütün kabile üyelerine yeni adlar verir ve artık onlar hep bu adları kullanır ve sanki eskiden beri taşıyormuşçasına benimserler."
"...Britanya Kolombiyası'ndaki Shuswaplarda dul kadın ve erkekler, yas süresi boyunca yalnız yaşamak zorundadırlar; ne kendi başlarına, ne de kendi bedenlerine elleriyle dokunabilirler; kullandıkları hiçbir eşyayı ve aleti başkaları kullanamaz. Hiçbir avcı, böyle bir kişinin oturduğu kulübeye yaklaşamaz, çünkü bu ona felaket getirir; yaslı bir kimsenin gölgesi ona vuracak olursa, hemen hastalanır. Yaslı kişiler başaklar üzerinde yatar ve yataklarının etrafını da başaklarla çevirirler.
"...Eski Roma'da Jüpiter'in büyük rahibi Flamen Dialis, olağanüstü sayıda tabu kuralına uymak zorundaydı. Ata binemez, ne ata ne de silahlı bir insana bakamaz, kırık olmayan bir yüzüğü taşıyamaz, giysilerinde düğümlü bağ bulunduramaz, buğday ununa, mayalı hamura dokunamaz, keçinin, köpeğin, çiğ etin, baklanın, sarmaşığın adını anamazdı. kullanırlarmış ki, çok zaman, zavallı hükümdar tahta çıktıktan sonra pek fazla yaşamazmış; bu yüzden, kabilenin önemli kişileri kendisine karşı kin besledikleri kimseyi kral yapmayı kural haline getirmişler.