Kitaplarla anı bırakmayı seviyorum. Metro da giderken, yemek yerken, kahve içerken…
Bu kitap da eğitim için gittiğim İstanbul turumda benimleydi anılarıma, anlarıma tanık oldu. O anların bir parçası oldu.
Hyunam-Dong Kitabevi hayatlarımızda ki kilit noktalara o kadar yumuşak bir dokunuş yapıyor ki içimi huzurla doldurdu.
Youngju, kabuğu kırmaya cesaret eden bir karakter bana kalırsa, potansiyelinin farkında. Korkusuz diyemeyiz aksine çok korkmuş ama öğrenmiş belirsizliklerle bu an da var olmayı.
Minjun, hayatın kalıplarına sığmak istemiş olmamış, olduğu kadarıyla var olmuş, kendime en yakın hissettiğim karakterdi. Kendini o kadar çabanın içinde bir hiçlikte bulduğu için mi bilmiyorum.
Hangi duygunun içinde olduğunuzdan bağımsız çok iyi gelen, sıcacık hissettiren bir romandı.
Birazda alıntılar:
“Hayat tek bir olayı ele alarak değerlendirilemeyecek kadar karmaşık ve kapsamlıydı. Sevdiğiniz işi yaparken mutsuz olabilir, sevmediğiniz işi yaparken önünüze çıkan başka bir fırsatla mutsuzluğu yenebilirdiniz. Yaşam çözümü zor ve çok yönlüydü. İş yaşamın merkezinde epey önemli bir rol oynasa da, yaşamın içindeki mutluluk ve mutsuzluktan sorumlu değildi.”
“Sarsılmak istemiyorsa, sarsılmayan bir şeye tutulması gerektiğini öğrenmişti… zihnini boşaltmış yüreğini açmış ve kahveye odaklanmıştı. Sarsılmayan herhangi bir şeye tutunup elinden geldiği kadarını yapmak…”
“… bir sene sonra nasıl bir hayat yaşayacağını bilmek insan kabiliyetin ötesindeydi.”
“… yüreğini ortaya koyarak ufak deneyimler biriktirmek daha mühim.”
Tüm içtenliğimle denemeyi, hayatıma anlam katmayı hatırlattı.
#hyunamdongkitabevi
Bilinmezlik, belirsizlik, korku... Çok tanıdık ve bilinen durumları, bir aşkın gölgesinde okumak inanılmaz keyifliydi. "Mutlak onu da mahvedecek ateş-i ahım."
Tarık Tufan'ın dilini ve hikaye kurgulayış tarzını beğeniyorum. Bu kitabında "aşk" işlenmiş, iki farklı biçimde ama özü aynı. Biri çok daha yoğun, can alıcı, kendini kaybedişle bulunan aşk. Diğeri özünde olanı keşfederek ulaştığın aşk. Kafamda birçok soru işareti, Rüstem ve Nurhan'a ne oldu, ana karakterin adı neydi ve öldü mü, ya Eda?
"İnsan kaderin karşısındaki çaresizliğini gizlemek uğruna tesadüf diye bir kelime uydurdu. Asıl gizlemek istediği iradesinin zayıflığından doğan acıydı. Beklenmedik her karşılaşma insanı bir diğer büyük karşılaşmaya hazırlamak içindir belki de. Rastlantı gibi görünen bu çarpışmalar,kaderin büyük zincirinin halkalarıdır ve mühim olan insanı bekleyen o son yüzleşmeye hazır olmaktır."
her şeyin bir nedeni var mı sizce? hep inanmak istediğim ama içimde zaman zaman sorguladığım bir soru bu. hayat öylesine akmıyor değil mi?
Âşıklara Yer Yok, sorgulatıyor. Orhan'ın çektiği acıyı ellerinize veriyor. Orhan tesadüf sandığı hakikatine yürürken acılardan geçiyor,hayat ona kimi zaman Firdevs kimi zaman babası kılığında geliyor.
yaşam hiç bir zaman umduğumuz doğrultuda ilerlemiyor. UMDUĞUMUZ ya bizim gerçek isteğimiz değilse ya hayat onu bize sunmak için sınavlara tabi tutuyorsa...
Nefis bir kitaptı...
Nasıl ve nereden başlayacağımı bilemediğim bir yerdeyim. Belki ne bir başlangıç vardır ne de bir son...
Okurken o mu beni okudu ben mi onu okudum anlamadım.İçimden seslenen bir ses gibiydi... İçimde hep var olan bir ses gibi...
Teşekkür ederim beni anladığın için... Bir gün yeniden karşılaşmak dileğiyle...
ErmişHalil Cibran · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202385,2bin okunma