Sonra içime ve hatta dışıma kapandım. Küsmek gibi bir şey. Bir çeşit gölge fesleğeni. Bir çeşit olmayan hayat. Zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim. Epeyce göçebe yaşadım, sadece iki valizim oldu. Bir yığın insan tanıdım. Ama hep yalnızdım.
Çok ağır bir yorgunluk taşıyorum içimde... Nefes alsam acıtacak bedenimi, almasam öldürecek ruhumu sanki... Bedenim yorgun, aklım yorgun, ruhum yorgun, sevgim yorgun bunca şeye rağmen atan kalbim bile yorgun artık. Durmak istiyor sanki atmamak için bahaneler üretiyor. O bile "taşıyamıyorum sende ki bu bedenin yorgunluklarını"der gibi. Nefes çeker gibi acı çekiyor tüm vücudum. Oluşan kırgınlıkların canımı acıtması çok tuhaf bir olay. Hani ellin kesilir kan gelir acıyı görür ya herkes. Kalbin paramparçadır ama ne gören var ne hisedden yavaş yavaş eriyorsundur yok oluyorsundur kimsenin ne senden ne sende oluşturdukları kırgınlıklardan haberi yok oysaki... Bugünlerde ölüm daha güzel gelmeye başladı bana sanki kapatsan gözlerini bitecek bu ızdırap herkes yaptıklarından pişman olacak ve seni bir kez daha görmek için ağlayacaklar ama herşey için çok geç olacak ne sen olacaksın ortada ne de artık kırdıkları kalbin atacak... Bedenim yaşıyor rölü yapmaya devam etsin o zmn...