“Muhtar, ihtiyar heyeti, askere gidecek birkaç delikanlı, uğurlayanlar, çoluk çocuk evlerinin önüne geldiler, davulcu tokmaklarını hızlandırdı; zurnacı zurnasının ucunu havaya kaldırdı, ayrılık nağmeleri çalıyordu.Mustafa bulanık bir sesle:
-Ana, ben gidiyorum, dedi.
Hatice koşup oğluna sarıldı.
-Mustafa’m; bizi kimlere bırakıyorsun!
Dışarıda davulun tokmakları sıklaşır, zurnacının ayrılık nağmeleri gönüllere işlerken, Mustafa, yağmur gibi dökülen gözyaşlarını babasından kalan eski, yamalı ceketinin yenleriyle sildi.Nadiye’nin çığlığı arka odadan yükseliyordu.Dışarıya çıktı; delikanlıların yanında yerini alınca, davul ve zurna normal havalarına döndü; yürümeye başladılar.Mustafa’nın başı önündeydi; ağladığının belli olmasını istemiyordu.Sezdirmeden gözucuyla arkadaşlarına baktı; onların da başları öndeydi.”