Ceren Melek'in kalemini ilk kez ortaokul yıllarımda keşfetmiştim. O dönemden bu yana yazarın kurgularıyla kurduğum bağ hep farklıydı benim için. Uzun süredir daha çok felsefe ve psikoloji okumaları yaptığım bir dönemin ardından Kırık İnci'ye başlamak benim için biraz "evime dönüş" gibiydi diyebilirim. Seriye saf bir merakla, yazarın bildik dünyasına duyduğum özlemle başladım.
Kitap, Altınsoy ailesinin en küçük kızı olan İnci Altınsoy’un hikâyesini ele alıyor. İnci dışarıdan bakıldığında zenginliğin içinde yaşayan, tek derdi moda, markalar ve tatiller olan, şımarık bir kız imajı çiziyor. Aslında son derece zeki, tehlikeli olabilecek potansiyele sahip ve keskin bir zihne sahip bir kadın olarak okuyoruz onu. Babasının gözbebeği, annesinin güzeli ve en büyük abisi Aytekin’in "cimcimesi" olan İnci, beş kardeşin en küçüğü olarak ailenin içinde kendine has bir yere sahip. Ancak bu yer diğer kardeşleri olan Aral, Aliye ve Atlas ile yaşadığı yoğun kıskançlık çatışmaları nedeniyle pek de huzurlu değil, aile içi dinamikler oldukça karmaşık.
Asıl hikaye, İnci’nin gittiği bir barda yaşadığı silahlı çatışma ve bu sırada hayatına giren koruma Kılıç ile başlıyor. Bu olayın ardından evine gittiğinde anne, baba ve en büyük abisini evlerinde ölü bulduğunda İnci'nin asıl yıkımını okuyoruz. Kılıç ile İnci arasındaki gerilim ve cinsel çekim sahneleri okumak da başlı başına bir olay.
Kitabın akıcılığı konusunda yazarın başarısı tartışılmaz, "bir sonraki bölümde acaba ne olacak?" merakını diri tutmakta çok usta. Çoğu zahnede gerilim var, bilgi var, olay var ama duygusal ağırlık tam oturmuyor. Yazar olay örgüsünü çok hızlı sürüklüyor ve bizim karakterle birlikte korkmamıza, gerilmemize zaman vermiyor. Sürekli yeni bir olay oluyor, sürekli bir kaos var ama karakterin zihnini yeterince