Tarihkitapperver

Basına uygulanan sıkı sansür iç siyasetten edebi tartışmalara kadar her alanı kapsayınca, gazeteler adeta “resmi bülten” gibi yayınlanmaya başlamıştır. Gazetelerde ülke meseleleri ile ilgili yorumlar ancak yönetimin gösterdiği doğrultuda yapılabilmiştir. Yine Avrupa politikası üzerine yapılan yorumlarda da ülkeye ait bir şey yazmamaya dikkat edilmektedir. Gazetelerin başyazılarında “Dünkü postayla gelen Avrupa gazetelerinde önemli bir şey yoktur. Onun için başyazı veremiyoruz.” şeklinde yazılara sıklıkla rastlanmaktadır. Yukarıda yazılanlardan da anlaşılabileceği gibi sansür memurları Padişah beğenmez korkusuyla farklı algılanabileceğini varsaydıkları terimleri sansür etmişler ve bu korku sansürün baskısını daha da ağırlaştırmıştır.
Sayfa 58·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yine bu dönemdeki sansür uygulamalarını incelediğimizde ilginç örneklere rastlamak mümkündür. Gazetelerde veya dergilerde yanlış algılanabilecek kelimelerin kullanılmaması gerekmektedir. Örneğin Münif Paşa’nın yeniden çıkarttığı Mecmua-ı Fünun ilk sayısı sonrasında kapatılmıştır. Kapatılma gerekçesi de oldukça ilginçtir. Çünkü mecmuanın hikâyat bölümündeki “Bir Yıldız Böceği ile Bir Yolcu” fıkrasında yer alan “Yıldız Böceği” II. Abdülhamid’i ima etmektedir. Kapanmasına neden olan fıkranın içeriği ise şöyledir: “Bir yolcu bir karanlık gecede kırda giderken yolunu şaşırmış olduğu halde uzaktan bir yıldız böceği gördü. Bunu fenerli bir adam zannedip arkasından gitti ve nihayet bir bataklığa düştü. Herif pek münfail olarak böceğe itab etmeye başlayıp ‘Allah müstahakını versin, sen niçin beni böyle fena yerlere getirdin’ dedikte böcek ‘sana benim ardım sıra gel diyen oldu mu?’ deyu cevap verdi. Başına bir felaket geldiği vakit anı daima başkasından bilme, elbette senin kusurundur. Her ne gelirse sana senden gelir. Sen anı zannetme ki benden gelir’.” Sansür memurlarının bazen yanlış algılaması ve çıkardığı kelimelerin aynen yayınlanması da gazetelerin kapanmasına neden olmuştur.
Sayfa 58·Kitabı okudu
Alıntı
Hıfzı Bey matbuat'ı dahili Müdürlüğü'ne getirilince sansür işlerini saraçhanedeki konağından yürütmeye başlamıştır. Bu Konağın kapısı sık sık çalınmakta ve gazete matbaalarından hamallar gazete provalarını getirmektedirler. Hıfzı Bey, bunları inceleyip, beğenmediği yerleri düzeltmekte, Padişah’ın hoşuna gitmeyeceğini düşündüğü ifadeleri ise kaldırmaktadır. Bazen üç dört sütunluk bir yazıyı baştan aşağı çizmekte veya makalenin başına “sorulması” yazmaktadır. Bu şekilde “sorulması” veya “sual” şeklinde işaretli makaleler baskıya alınmamaktadır. Gazete sahipleri bu durumu iyi bildiklerinden, Hıfzı Bey’e fazladan iki makale daha göndermektedirler. Hıfzı Bey hakkında Mehmed Rauf anılarında şöyle bahsetmektedir: “… Sansör Hıfzı Bey namında zahiren tatlı, kara sakallı bir adamdı. Ara sıra matbaaya uğrayıp muharrirlerle beş on satır konuştuğu olurdu. Münakaşelerinde latif bir adam olan Hıfzı Bey vazifesinde bilakis gayet haşindi. Dokunaklı tek bir kelime kaçırmaz, Saray’ın şiddetinden korkuyu hayatına sindirmiş olan kırmızı kalemle cellatlığı yalnız dokunaklı şeylere inhisar etmezdi. Bazen rasgele denilecek şuursuz bir kıtal yapmaktan çekinmezdi. Böyle çıkardığı veya tehir ettiği yani kuşkulandığı şeyleri tekrar asla kabul ettiremezdik.” II. Abdülhamid döneminin son Matbuat müdürü olan ve basın camiasında kılkuyruk olarak da tanınan Ebülmukbil Kemal Bey ise 24 Mayıs 1905 tarihinde Matbuat müdürü olmuştur. Kemal Bey’in müdürlüğü zamanında da sansür aynı sertlikle uygulanmıştır. Bu dönemdeki ilginç bir sansür uygulamasını Ahmet İhsan Tokgöz anılarında şöyle anlatmaktadır: “Hamidiye yani Kâğıthane Suları yeni akıtılmış ve çeşmeler açılmıştı. Doktor Besim Ömer Paşa, sular üzerine bir makale yazmıştı; yaşlı bir adamın çeşme başında dua edişini gösterilir artistik bir renkli resim
Sayfa 52·Kitabı okudu
Alıntı
Behçet bey göreve başladıktan sonra hem kendi maaşına hem de sansür memurlarının maaşına zam yapılmasını istemiştir. Behçet bey zam isteğine gerekçe olarak sansür memurlarına ayrılan tahsisatın yeterli olmamasından dolayı İbranice gazetelerin sansür edilemediğini Rumca gazetelerin ise istenilen düzeyde denetlenemediğini ileri sürmüştür.
Sayfa 50·Kitabı okudu
1000Kitap
Matbuat Müdürlüğü teşkilat olarak dahiliye nezaretine bağlı olmakla birlikte doğrudan saraydan emir alan ve ancak oraya hesap veren bir kurum görünümündedir. Nitekim 2. Abdülhamid'in 1878 yılında Sadık adamlarından oluşturduğu sansür kurulu matbuat Müdürlüğü bünyesinde çalışmalarını sürdürmüştür. Zaman içerisinde matbuat Müdürlüğünün işlevleri artmış ve basını kontrol eden bir kurum haline gelmiştir.
Sayfa 45·Kitabı okudu
Alıntı