Hıfzı Bey matbuat'ı dahili Müdürlüğü'ne getirilince sansür işlerini saraçhanedeki konağından yürütmeye başlamıştır. Bu Konağın kapısı sık sık çalınmakta ve gazete matbaalarından hamallar gazete provalarını getirmektedirler. Hıfzı Bey, bunları inceleyip, beğenmediği yerleri düzeltmekte, Padişah’ın hoşuna gitmeyeceğini düşündüğü ifadeleri ise kaldırmaktadır. Bazen üç dört sütunluk bir yazıyı baştan aşağı çizmekte veya makalenin başına “sorulması” yazmaktadır. Bu şekilde “sorulması” veya “sual” şeklinde işaretli makaleler baskıya alınmamaktadır. Gazete sahipleri bu durumu iyi bildiklerinden, Hıfzı Bey’e fazladan iki makale daha göndermektedirler.
Hıfzı Bey hakkında Mehmed Rauf anılarında şöyle bahsetmektedir: “… Sansör Hıfzı Bey namında zahiren tatlı, kara sakallı bir adamdı. Ara sıra matbaaya uğrayıp muharrirlerle beş on satır konuştuğu olurdu. Münakaşelerinde latif bir adam olan Hıfzı Bey vazifesinde bilakis gayet haşindi. Dokunaklı tek bir kelime kaçırmaz, Saray’ın şiddetinden korkuyu hayatına sindirmiş olan kırmızı kalemle cellatlığı yalnız dokunaklı şeylere inhisar etmezdi. Bazen rasgele denilecek şuursuz bir kıtal yapmaktan çekinmezdi. Böyle çıkardığı veya tehir ettiği yani kuşkulandığı şeyleri tekrar asla kabul ettiremezdik.”
II. Abdülhamid döneminin son Matbuat müdürü olan ve basın camiasında kılkuyruk olarak da tanınan Ebülmukbil Kemal Bey ise 24 Mayıs 1905 tarihinde Matbuat müdürü olmuştur. Kemal Bey’in müdürlüğü zamanında da sansür aynı sertlikle uygulanmıştır. Bu dönemdeki ilginç bir sansür uygulamasını Ahmet İhsan Tokgöz anılarında şöyle anlatmaktadır: “Hamidiye yani Kâğıthane Suları yeni akıtılmış ve çeşmeler açılmıştı. Doktor Besim Ömer Paşa, sular üzerine bir makale yazmıştı; yaşlı bir adamın çeşme başında dua edişini gösterilir artistik bir renkli resim