Harbin yalnız sanata ait kısmını takip edip, ruha ait cihetlerini ihmal etmek ekseriye uzun müddet sulh geçirmiş Milletler'de görünür. bu ise her zaman büyük felaketler doğurur.
Ziya Paşa 1870te Avrupa ülkelerini gördükten sonra yazdığı bir gazelde, bizimle onlar arasındaki farkı şu beyitle özetlemiştir:
Diyarı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm
Dolaştım mülki İslami bütün viraneler gördüm.
Devletin günlük işleyişinden ordunun silah ve teçhizatının teminine kadar her şey dışarıdan alınan borclarla dönen, çok etnik yapılı, çok dinli, çok dilli, 3 kıtaya yayılmış Bir İmparatorluğun Toprak kaybını ve yıkılışını geciktirirsiniz ama önleyemezsiniz. Osmanlı Devleti'nin yıkılma ve dağılma sürecini bir arada bu taraftan görmek lazım.
Namık Kemal daha 1860'lı yıllarda devletin gidişatına acı acı dert yanan yazılar yazıp konuşmalar yapınca dostları "ya Üstat sen sürekli devlet elden Gitti Gidiyor, diyorsun ama yıllar geçiyor bak bir şey olmuyor. Devleti Aliye hala dimdik ayaktadır." dediklerinde Namık Kemal der ki "Beyler bu Mehmet Efendi değil ki akşam ölsün, sabahleyin 4 Müslüman omuzlarıp götürüp defnetsin. müsaade edin de 600 sene yaşamış bir devletin 50 sene Can çekişmesi sürsün." Namık Kemal çok haklıydı. gerçekten de 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın başları Osmanlı devletinin Can çekişmesine sahne olmuştur. Bu dönemde kazandığımız tek savaş Kırım savaşıdır. Onda da İngiltere, Fransa ve Sardunya ile müttefikiz.
Burada İtiraz edilen nokta şudur: kemalistlerin Atatürk ve İsmet Paşa'nın etrafında ürettikleri Efsaneler gibi muhafazakar camiada Sultan Hamit adına Efsaneler ve yalanlar üretmiştir. bu yalanlardan biri de "Sultan Hamit zamanında devlet bir karış toprak kaybetmedi" şeklindeki yalandır. Halbuki Sultan Abdülhamit döneminde kaybedilen toprakların kilometre kare olarak büyüklüğü bugünkü Türkiye'nin iki katından fazladır. Kıbrıs, Tunus, Mısır, Sırbistan, Romanya, Karadağ ile Rumeli'deki irili ufaklı birçok yer onun zamanında kaybedildi Kars ve Ardahan'ın yıllardır Rusların işgaline kalması cabası.