Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu kitap Sabahattin Ali’nin yazdığı en sevdiğim romanı. Kitapta Kuyucaklı olan Yusuf’un anne babası köye gelen eşkıyalar tarafından öldürülüyor. Olay yerine gelen Kaymakam Selahattin Bey Yusuf’u evlatlık alır. Daha sonra olaylar akıcı bir şekilde ilerlerken Yusuf, kaymakamın kızı Muazzeze aşık olur. O, sevdiği kız Muazzez için her şeyi göze alır. Ona olan aşkı ve onun mutluluğunu istemeyen kişilerle mücadelesi sürer. Özellikle Muazzezin annesi Şahinde hanım Kasabanın önde gelen ailelerine, o lüks hayata çok özendiğinden kızını kendi işlerine alet eder. Yusuf çalışmaya giderken kızını zengin insanların maşası yapar. Bence karakter tahlilleri çok net. Kahramanların özellikleri Anadolu insanını temsil eder. Yer yer Zengin ve fakir Batı yaşantısına duyulan özenmeler, zengin fakir çatışması, güçsüz olanın ezilmesi ve kültür çatışmaları görülüyor. Anadolu insanının nasıl bir çatışma içerisinde kaldığı gözlemleniyor. Bu kitapta duygusallaşacağınız anlar çok fazla. Özellikle kitabın sonunda yaşanan olaylar gerçek bir aşk hikayesini okuduğunuzun kanıtı. Bana göre Kuyucaklı Yusuf romanı Türk edebiyatının en güzel aşk hikayelerinden birisi. Okunması gereken çok özel bir eser.
Eser, ünlü düşünür ve yazar Tolstoy'un okuyucunun manevi dünyasına hitap eden en önemli eserlerinden biridir. İnsanın sevgi olmadan, Tanrıya inanmadan yaşayamayacağını ve insanı ayakta tutan şeyin bu olduğunu öğretir. Soğuk bir kış günü sokakta tuhaf bir adama rastlayan yoksul ayakkabı ustası Semyon, kim olduğunu ve nereden geldiğini açıklamayı reddeden adama yardım ederken kendisinin ve ailesinin kaderini değiştirecek bir seçim yaptığının farkında olmasa da, insanı insan yapan nitelikleri yücelterek yeni bir ahlak anlayışını ortaya koyar. Semyon ve ailesi yıllarca tanımadığı Mihael ile yaşamaya başlar ve Mihael, Semyon’un yanında çalışmaya başlar. Bu sürede Mihael sadece üç kez gülümsemiştir. Bu gülümsemeyle insanı yaşatan üç önemli şeyin neler olduğunu anlar. Kitabın bir kısmında şöyle der: “Tanrı beni 3 hakikati öğrenmem için Dünyaya yolladı. Tanrının bana söylediği ilk soru şuydu. 'İnsanın kalbine ne hükmeder?' ve anladım ki insanın kalbine sevgi hükmeder. ikinci soru ise 'İnsana ne verilmemiştir ? ' İnsana kendi ihtiyaçlarının bilgisi verilmemiştir. ve üçüncü soru ise 'İnsan ne ile yaşar?' ve anladım ki İnsanın elinde hiç bir şey olmasa bile Tanrı sevgisi olsun yeter. Yani insan Tanrıya inanmadan yaşayamaz..”
Açık söylemek gerekirse kitabı okurken çok sıkıldığım, anlayamadığım bazı yerler oldu. Yazar ağdalı bir dil kullanmış. Kitaptaki olaylar Fransada bir taşra kasabasında ve Paris arasında