Okuyucuyu şaşırtan, kimisine hatalı basım olduğunu bile düşündüren bir yazım tekniğine sahip Suzan Defter. Sayfaların arasında biraz ilerledikten sonra anlıyorsunuz ki; kitap, iki ayrı günlüğün aynı anda aktarılmasından oluşuyor ve kitabın sol tarafındaki sayfalarda erkek karakterin, sağ tarafındaki sayfalarda ise kadın karakterin yazdıkları yer alıyor. Olanlar, aynı tarihler atılarak farklı iki kişi tarafından iletiliyor. Günlüklerde; iki karakterin de geçmişi, aile ilişkileri, içinde kalanları, özlemleri, hevesleri hakkında çok şey olsa da, kitabın asıl karakteri, Suzan. Suzan, Derya‘nın ağabeyinin eski(meyen) aşkı. On beş yıl boyunca, bıkmadan ağabeyini seven, bekleyen, onun için yanan, tutuşan ve sonunda bir kucak korla kalakalan Suzan. Ağabeyinin sapladığı bıçağı sırtında gezdiren Suzan… Derya‘nın, hayranlıkla aşk karışımı bir sevgiyle bağlı olduğu ağabeyini çok seven Suzan‘la ilişkisi de çok dengeli değil. Aynı mahallede yaşayan Suzan‘ı kabul etmesi, ağabeyini onunla paylaşması çok kolay olmamış küçükten itibaren. Bir gölge olmuş hep, ağabeyiyle Suzan‘ın ilişkileri üzerinde; nereye gitseler o da gitmiş, kıskanmış, gizli gizli mektuplarını okumuş. Hapishane, askerlik, kardeş gölgesinde görüşmek, kaçak yaşam, yurt dışında çalışmak gibi engellere rağmen Suzan öyle çok sevmiş ki ağabeyini, ondan öyle vazgeçmemiş, onu öyle bırakmamış ki, Derya aslında Suzan olmak istemiş bunu okurken farkediyoruz. Kısacık bir hikayeydi ama güzeldi. Okumanızı tavsiye ederim. 🤗🙏🏻📖🌸