Zayıflığımızı belli etmek istemediğimizde ‘İyiyim’ deyip geçiştiririz hatta ölecek durumda olsak bile iyiyim deriz. Kabaca buna “yiğitliğe bok sürdürmemek” denir.
Yorulmam tamamen karakterle, karakterin varoluşu ile ilgili. Varoluşunu sürekli sorgulayan fakat sorgularken alışkanlıklarından vazgeçemeyen,sorguladığı halde yakınındaki insanların ne kadar artniyetli, kötü olduğunu anlamayacak kadar saf olan Oblomov.Bu hastalığın “Oblomovluğun” insan üzerindeki etkisi korkunç. Yaşam enerjisini tüketen, bitmiş, şüphelerden kurtulamayan, sabahlığı ve koltuğu olmadan yaşamayan bağımlı bir karakter.Bunları yazarken bile...
Kitabın ilk iki yüz sayfası sadece koltuğu ve sabahlığı ile bütünleşen Oblomov’un odaya giren çıkan; komşusu, arkadaşı ile konuşmalarından ibaret ama anlamlı konuşmalardı benim için. Çoğu zaman Oblomov’a söylediklerinden dolayı hak verdim. Kuru kalabalığın usandırıcı bir abartıdan ibaret olduğunu, dedikodunun, baştan aşağı süzmelerin gereksiz olduğunu ve erdemlerimizin bunlar mı ? olduğunu sorgulatıyor.
Kendimi Oblomov olmaktan çok “Olgaymışım” gibi hissettim aslında. Kitabın ortalarında ikisinin yakınlaşmaları, birlikte olacaklarına dair hayalleri ve en çok Olga’nın, Oblomova inanması onun için çabalaması.. Bile bile kendini ateşe attı diye düşünüyorum. Çünkü bu “Oblomov”. Değişmez..İçindeki aşk bile salt “aşk” bile ona etki edemez. Zaten sonları da beklediğimden farklı olmadı.
Oblomova karşı “karamsarım” doğrusu. Çünkü elindekilerin kıymetini (dostluğunu, Olgayı, Agafya bile) bilemeyecek kadar yaşama küsmüş,usanmış hatta.Üzüldüğüm nokta ise bu oldu. Stolz’un Oblomov’a ;
“Ya şimdi ya da hiçbir zaman” deyişi aslında kitabı özetliyor. Oblomov hep “hiçbir zaman” dedi , erteledi.. Düşünmek için sürekli bir sonraki gün bir sonraki ay.. Aslında daha yazacak çok şey var fakat benimde Oblomov’a karşı bir Oblomovluğum tuttu..
Oblomovİvan Gonçarov · Oda Yayınları · 201049,9bin okunma