Adı:
Oblomov
Sayfa sayısı:
505
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753852852
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Oda Yayınları
Dünya edebiyatının en önemli Rus romancılarından olan Gonçarov, karakter ve ortam yaratma, işlediği konunun güncelliği gibi özellikleriyle ünlendi.

Bu özellikler en büyük eseri olan Oblomov'da da dikkati çeker. Romanın kahramanı, çağının çok ayırt edici olgularından biri olan 'Gereksiz Adam' tipinin en evrensel örneğidir.

Oblomov, okurların kendilerinden bir parça bulacağı, roman kahramanının serüvenine ortak olup acıyacağı, seveceği, bağışlayacağı ölümsüz bir romandır.
585 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Ve kitap biterdi...
Yenisini kıskandıracak kadar biterdi...
Hemen başlatmazdı seni başka bir kitaba...
Sevilmek, sayılmak ve en önemlisi sindirilmek isterdi sizden...
Kim olacak... Oblomov...
Yazar İvan Aleksandroviç Gonçarov deyim yerindeyse yıldırım gibi düştü içime... Kitabını okurken Oblomov' un, Oblomovluğunu bırakması için saçlarınızı yolarsınız. Sinirlenirsiniz bazen, "pes doğrusu" dersiniz, hiddetlenirsiniz belki ama yine de diğer yarınız büsbütün yok edemez Oblomov' u. Çünkü o Nietzsche' nin Üstün İnsan' ıdır.
Bizler şimdiki dönemin, teknolojinin, kültürlerin eserleriyiz. Yüz yıl önce kadının tek başına sokakta yürümesi ayıpken bugün kadınlar CEO olabiliyor. Koskoca bir sirketi idare ediyor, hakkıyla. Fakat "gelişmişliğin" göstergesi bu değildir. Bu olması gereken bir durumdur. Oblomov' u soracak olursanız işte o burjuvazi toplumunda, doğuştan bir burjuvazi olarak dünyaya gelen proleterya ruhuna sahip biri. Bana göre Oblomov' un tanımı budur.

~~Onu seviyorum~~

Oblomov sıradan bir karakter değil. O, benim hayatımda bulunan ve bulunacak gerçek insanların ruhî bir simgesidir...

Okuyun,okutun arkadaşlar.
632 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Sağlık uyarısı!! Uzun bir yazı, ben uyarımı yapayım da sonra “gözüm senin yüzünden bozuldu” deyip tedavi masraflarını ödetmeye kalkarsanız karışmam! Hiç okumamak seçeneğine de sahipsiniz, sağlık söz konusu, doktor tavsiyesi ile okumayacak olanlara hak veririm. Herkes kendince ölçsün: Kitabı yeniden yazmaya niyetlenip yarı yolda vazgeçmişim gibimsi bir uzunluğu var:)))

İncelemenin içerisinde mini minnacık sinek ısırığı kadar hissedeceğiniz spoiler olabilir. Tamamen algıya bağlı.
"spoiler bunun neresinde" diyenlere cevabım: adı üstünde sinek ısırığı;
"çaktırmadan spoiler vermeye çalışmışsın ama kahretsin ki çok zekiyim benden kaçmaz diyenlere cevabım ise "çok duyarlı arı gibi çalışan reseptörleriniz var herhal" olacak.
Zeytinyağı Mode: on

Oblomov ile ilk karşılaşmam Tutunamayanlar’da gerçekleşmişti, okuması anca şimdi nasip oldu. Kitabı okumadan önce konusuna baktığımda çok beğeneceğimi ve karakterle özdeşleşeceğimi öngörmüştüm ki haklı çıktım. Tutunamayanlar’dan sonra ilk defa bilekağrıtangillerden bir kitabı yolda giderken okurum amacıyla yanımda taşıdım daha ne olsun! Tuğlalarda inecek vaar.. Haa Oblomov’u ‘tuğla’ kategorisine koymayıp burun kıvıranlar olabilir, onlara tavsiyem bir zahmet en civcivli saatlerde ayakta(!) sıkış tıkış metroda giderken okusunlar, ondan sonra gelip beni bulsunlar!!
Siz sanırsınız ki Oblomov tembeldir, bir işe yaramaz. Yattığı yerden düşünmekten başka hiçbir şey yapmaz, boş boş oturur! Kesinlikle hayır! Hiç kılını kıpırdatmadan Zamanında pirimiz Oblomov’u savunmak uğruna Oblomovculuğa ters düşerek ne kazanlar kaynadı ve kaldırıldı burada, şu iletilerden bilen bilir:
Ebru Ince ye selam #36376788
Tuco Herrera ya selam #36517115
Etiketlemenin Dayanılmaz Kolaylığı:)))
Oblomov kafadan bir numaram, onun yeri ayrı… Ama o Zahar yok muuu oda müstesna bir kişilik olarak kalbimde yer etti. Tıpkı efendisi gibi tembel, iş yapmayı sevmez, eski çağda takılı kalmış, başkasının doğrularını kabul etmez, kendisinin yanlış yaptığını hele asla kabul etmez! İkilinin karşılıklı diyalogları tam komedi, mükemmel uyum diye ben buna derim!
Oblomov Zahar ilişkisine dair şu alıntı ilişkilerinin özeti, net!:

"Bu böyle iken görünüşte Oblomov’la Zahar’ın arası her zaman açıktı. Bir arada yaşadıkları için birbirlerinden bezmişlerdi. Her gün yan yana, baş başa oturmak kolay iş değildir. Birbirinin iyi yanlarından zevk alıp kötü yanlarına kızmamak için büyük bir yaşama deneyi, akıl olgunluğu insan sevgisi gereklidir." (sf86)

Oblomov öyle büyük ehemmiyetli bir şahsiyettir ki Lenin bile diline dolamıştır kendisini.
"Rusya üç devrim geçirdi, ama gene de Oblomov’la; kaldı; çünkü Oblomov’lar yalnız derebeyler, köylüler, aydınlar arasında değil, işçiler, komünistler arasında da vardır. Toplantılarda, komisyonlarda nasıl çalıştığımıza bakarsanız, eski Oblomov’un içimizde olduğunu görürsünüz. Onu adam etmek için daha çok zaman yıkamak, temizlemek, sarsmak, dövmek gerekecektir.”

Ahahhhhahah. Şiddetle ne işiniz var sizin bay Lenin? Hiçbir devrim, Oblomovculuğa üstün gelemez. Yaşasın Oblomovculuk kahrolsun bütün izmler!!
Oblomov un iş yapma konusundaki isteksizliği o kadar ruhuna işlemişki hayalinde bile karısıyla gezintiye çıktığında kayığa biniyorlar ve küreği karısı çekiyor. Akşamları ona kitap okuyor karısı, Oblomov dinliyor:))) Yani burada ben bile dedim ki ‘Allah bu Oblomov’un karısı olacak kişiye peygamber sabrı versin!”

Bu kitaptan benim anladığım bir şey daha var ki; aile her şeydir. İnsanın kişiliğini oluşturmada kişi ne kadar bağımsız ruhlu olursa olsun farketmez, ailesinin yaşam biçimi ve çocuğu yetiştirme anlayışı en önemlisidir. Oblomov küçük bir İlyuşka iken Oblomovka da (şimdiki zamanda karşılığı SlowCity) ailesinin rahat, tembel, yavaş yaşantısı içindedir. ‘Aman hasta olmasın, kışın soğuk kapmasın, yazın başına güneş geçmesin’ diyerekten üzerine her daim titrenir, evde 65 büyüğü vardır kucaktan kucağa gezdirilerek şımartılır, her işinin yapılması için ayrı bir uşak vardır, acil olmayan her şey ertelenir.
"Çocuğun düşüncesi garip hayaletlerle doluydu. Korku ve hüzün, ruhuna yıllarca, hatta belki de ömrü boyunca hâkim oldu. Çevresine hep küskün küskün bakar, hayattaki her şeyi sıkıntılı, eziyetli görürdü. Aklı fikri hep o Militrisa Kirbityevna’nın yaşadığı, bedava yiyip içmenin, giyinip kuşanmanın mümkün olduğu tehlikesiz, dertsiz, kaygısız masal ülkesindeydi.

Oblomovka’da masallar yalnız çocuklar için değildi; büyükler de ömürleri boyunca onların etkisi altındaydılar." .(sf.142)
Sonra Oblomov tembel, Oblomov şöyle, Oblomov böyle vit vit vit! Böyle bir ailenin içinde yaşayıp Oblomovculuğa yakalanmamak imkansız!
Devamlı kısıtlandığı, işlerini başkalarının yapmasına alıştırıldığı bir ortamda büyür İlyuşacık.
"Harcanmak isteyen güçleri harcanamayınca içinde kalıyor ve yavaş yavaş körleniyordu” (sf.166)
En yakın arkadaşı Ştolts tam tersi kabına sığmaz, yaramaz Andreyuşka Alman baba ile Rus anneden doğmuştur. Alman disiplinini şiar edinmiş bir babası ve Rus asilzadelerinden çocuğunu asil ve yüce sayılan zevklerle, yaşantılarla büyütmeyi düşünen annesi arasında istediğini yapmış, kendisinden beklenen eğitimleri de aksatmadığı için ara sıra evden uzaklaşmasına göz yumulmuştur. Beklentileri karşılayarak kendisi olabilmiştir.
Gonçarov un batının tarafı tuttuğu, batının tasvirini Ştolts da yaptığı söylense de ben öyle bir izlenim alamadım şahsen. Ştolts tamamen Avrupalı gelmedi bana. (Avrupalı değildir o, Avrupalı olsa sevmezdim, tıs tıs tıs) Anne ve babasının öğretmeye çalıştıkları birbirinin zıttıdır ama o her iki tarafın farklı yetiştirme tarzlarını başarıyla sentezlemiştir. Bu yünde Stolts a tamamen Avrupalı diyemeyiz, doğulu diyemeyeceğimiz gibi. Rusya’dan daha çok Rusya’dır aslında, Avrasyalıdır. Doğu geleneklerinden batı kültürüne bir uzantıdır Ştolts, ikisi arasında dengeyi korur. Ne bir doğu insanı gibi hayallerle gelenekler arasında sıkışmış olarak yaşar, ne de bir batılı gibi kendisine benzemeyenleri küçümser, onlara tepeden bakar.
Ştolts karakterini en çok Oblomov’u gerçekten bir dost gibi yürekten sevmesi, onun iyiliğini düşünerek sürdürdüğü atıl hayattan kurtulması için çabalamasını takdir ettiğimden sevdim.
"-Bir köşede! Düşüncelerin de o köşede kalmış. “Var gücümüzle çalışmalıyız, çünkü Rusya’nın bitmez tükenmez kaynaklarını işletmek için kollara ve kafalara ihtiyaç var; daha mutlu bir dinlenme için çalışmak; dinlenmek de bir çeşit yaşamak, daha sanatkârca, daha güzel yaşamak, şairlerin, sanatkârların hayatım yaşamak olmalı. ” Bunlar senin sözlerindi. Bütün bu fikirleri de Zahar mı köşeye attı? Hatırlıyor musun, kitapları okuduktan sonra kendi ülkeni daha iyi tanımak ve sevmek için yabancı ülkelere gitmek istiyordun. “Hayat, düşünmek ve çalışmaktır. ” diyordun. “Şöhret aramadan, durmadan çalışmak ve işini yaptığını görerek ölmek.” Hangi köşede unuttun bunları, söylesene?" (sf.223)

****** Uuuu çok etkilendim/acayip gaza geldim/ben daha iyi incelerim diyenler, hemen bu kitabı alıp okumak isteyenler olur diye incelemeye BELEŞ reklam aldım.. Maksat Oblomovculuk yayılsın. Hiçbir çıkarım yok:)))

#37812299
#37812280
#37812072

Aile önemli dedik, peki Oblomov hep böyle Oblomov muydu? İlya İlyiç in amansız bir hastalık olan Oblomovculuğa yakalanmasında tek katkı ailesinin miydi? Çevresinde olan, yaşantısında karşılaştığı insanlar tamamen suçsuz mu? Tabii ki hayır. O da bir zamanlar çalışmayı, üretmeyi bu şekilde ülkesine hizmet etmeyi, gezmeyi istemiş, bir işte çalışmıştı. Peki sonra ne oldu? Hayallerini gerçeğe dönüştürmeye uğraşan ve idealist insanlar bir kere tökezlediler mi, önlerine konulan engelleri aşamayacakları duygusuna kapıldılar mı bir anda kendilerini bırakırlar. Neye bırakırlar? Kaderlerine, içine genetik olarak işlenmiş ‘büyüklerine boyun eğ, onlar gibi ol’ diyen sesi dinlerler.
Aslında Oblomov’un eylemsizlik ilkesi bir nevi protestodur! "Suskunluğum asaletimdendir" demesidir Oblomov’un tembelliği; diğer insanlara, hayatın keşmekeşine, insanları birbirinin aynısı kuklalar haline getiren yaşantılara ve sisteme başkaldırıdır onun eylemsizliği! Tabii anlayana.. Anlamayan Oblomov tembeldir, işsizdir, düşünmekten konuşmaktan başka bir şey yapmaz, devamlı tasarılarla hayatını geçirir vs. der.
Önsözden:
"Oblomov, yıkılmakta olan bir toplum düzeninin, Rus derebeyi sınıfının çocuğudur. Çiftliği vardır, köleleri vardır; ama kendisi, bütün köklerinden kopmuş derebeyleri gibi, onları bir kâhyaya bırakıp büyük şehre, devlet kapısına sığınmıştır.
Oblomovka, yaşayışı, gelenekleri, inanışları, aile kuruluşu, çalışma düzeniyle eski Rusya’dır. Oblomov’un rüyasında gördüğü bu çiftliği anlatırken, Gonçarov, eski Rusya’nın, yeni bir görüşle, destanını yazmıştır."

Yukarıda da belirtildiği gibi Oblomovcuğum eski Rusya’nın özüdür. Ruhunda romantik esintilerle, ulvi duygularla yaşar. Kimse kimseye kötü davranmasın, herkes istediği ve mutlu olduğu gibi yaşasın ister. İlya İlyiç insanların kötülüğüne inanmak istemez, iyi yönlerini görmeye çalışır. Safoz mu ne? Tam olarak saf diyemeyiz kimin ne mal olduğunu bilse de o kişi ile başa çıkabilecek enerjisi olmadığından göz yumar bazı şeylere.

Oblomov geçmişteki o saf, tertemiz, yine duygulu, içten insanlara ve yaşantıya özlem duyduğundan bir yanıyla romantik bir tiptir. İşte “çiçekler açsın, böcekler uçsun, kırlarda sevgililer el ele gezsin" gibi. Bu yanıyla bana Shakespeare’in tragedyalarındaki karakterleri anımsattı. Ve bu benzerliğin hakkını verir, kaderi de o karakterlerle çakışma gösterir.

***İ.N. Bu satırları yazan arkadaş hiç Shakespeare okumamış olup tamamen kulaktan dolma bilgilerle TurgutÖzbencilik yapmaktadır. Okumadığı kitaplar hakkında bile bilgi sahibi olduğunu iddia ediyor da diyebiliriz.

Dedikodu, hasetlik, küçümseme, yüzüne gülüp arkadan kuyu kazma, gösterişçilik, sahtelik yoktur onun ruhunda. Ama çevresinde riyakâr insanlarla karşılaştığından hayal kırıklığına uğramış, güncel hayat içinde kendine yer bulamamış bu yüzden inzivaya çekilmiştir. Kendisi de buna benzer ifade eder halinin özetini:

"Benim hayatım, sönmüş başladı. Tuhaf, fakat böyle. Kendimi bilir bilmez sönmeye başladığımı hissettim. Sönüşüm dairede, evrak başında oturduğum zaman başladı; sonra kitapları okuyup da onlarda hayatta kullanamayacağım gerçekler buldukça, dostlar arasında dedikodular, alaylar, soğuk, kötü, boş gevezelikler dinledikçe, gayesiz, sevgisiz toplantılara katıldıkça daha da kötü oldum." (sf.226)

Önsözde eserin Fransızcaya çevrilirken, Oblomov u anlamayan Fransızların caağnım kitabı kuş kadar bıraktıklarının bahsi geçmiş. Tabii anlamazlar, çünkü Oblomovcuğum Fransız sosyetesinden etkilenen Rus soylularının düzenledikleri kabul günlerine, burjuva özentilerinin o salon senin bu salon benim her gün başka bir kapıda yağlama operasyonlarına olması gerektiği gibi insanların birbirine gösteriş yaptığı, yüzüne gülüp arkandan dedikodunu yaptığı “herkesin gittiği sıkıcı yerler” e gitmeyi istemez. Bu sebepten ne beğenirler ne anlarlar onu! Paris sosyetesinin her halini ansiklopedi gibi yazmış olan Proust’ u okumuş bir okur olarak Oblomov haklı diyorum!
Oblomov tipik bir doğulu portresidir bunu bilmeyen yok. (O yüzden sevmez ya Fransızlar, sevmedikleri için de anlayamazlar!) Benim de dikkatimi çeken, ‘ay çok tanıdııık’ dediğim birkaç örnek var:

"Oblomovlar sermayenin çabuk devir yapması, verimin artması ve ürünlerin mübadelesi gibi ekonomik olaylara tamamen kapalı idiler. Bu temiz yürekli insanlar sermaye kullanmakta tek bir yol biliyor ve uyguluyorlardı: Sermayeyi sandıkta saklamak." (sf. 151)
bizdeki karşılığı=yastıkaltı kültürü

"Eskiden bir çocuğa hayatın ne olduğu erkenden anlatılmaz, yaşamanın çileli, çetin bir iş olduğu düşüncesi verilmezdi; çocuğu kitaplarla yormazlardı. Çünkü kitaplar türlü sorunlar çıkarır, bunlar da insanın yüreğini, kafasını kemirir, hayatı kısaltırdı. Yaşama düzeni çoktan ve herkes için kurulmuş bitmişti; bu düzeni insana anası babası öğretirdi; onlar da bunu büyükbabalarından, büyükbabaları da büyükbabalarından hazır olarak almışlar, onu Vesta ateşi gibi hiç değiştirmeden, kutsallığına leke sürmeden korumaya ant içmişlerdi."(sf.145)
İşte bu satırlar ki buram buram büyüklere saygı duyma, onların sözünü dinleme kokuyor, tamamen ‘doğulu’ dediğimiz bakış açısı.

"Rus halkı bugün bile çevresindeki sert ve açık gerçeğe rağmen eski zamanların sihirli masallarına inanmayı sever.. Belki daha çok zaman bu inançtan kurtulamayacaktır." (sf.141)
Sen gel bir de Türk halkını gör sevgili Gonçarov!
Oblomov un iş yapma konusundaki isteksizliği o kadar ruhuna işlemişki hayalinde bile karısıyla gezintiye çıktığında kayığa biniyorlar ve küreği karısı çekiyor. Akşamları ona kitap okuyor karısı, Oblomov dinliyor.
Buraya kadar okumayı başarana helal olsun diyorum. Yazının bundan sonrası tamamen kişisel anılarımdan oluşmakta, bana göre kitapla accık ilgisi var ama kimine göre olmayadabilir. Okumak istemeyen olursa diye ayrıca belirtmek istedim.

Gamzemov’un Rüyası… (değil kabusu hiç değil gerçeği):
-Gamze yine kitap almışsın.
-Evet, bak
-Ooo amma kalınmış. Sen nasıl okuyacan onu, ne anlatıyor?
-İşte bir adam var, böyle tembel üşengeç falanmış (Affet Oblomov reyiz, o zamanlar yeterince iyi bilemiyorduk seni)
-Ehehheheh.. Senin hayatını anlatmış işte.. boşuna okuma. Okumaya üşenirsin sen onu..
-??!! niye yaa, okuyacam işte sonra bir ara..

****İ.N. Alındığı tarih 07.08.2018 okunduğu tarih ocak 2019.. sonuçta okudum yane, hıh!
####
Sıradan bir hafta içi:
Sabah alarm çalar… Ertele.
5 dakika sonra…. Ertele.
10 dakika sonra…. Ertele.
30 dakika sonra… Ertele.
1 saat sonra… Hüff geç kaldım yine yaa, neden erken uyanmak zorundayım? Ühühühühü…

####
Sıradan bir hafta sonu:
Cumartesi sabah haftanın yorgunluğunu atmaya çalışan Gamzemuşka maalesef düşüncelerin istilasından kurtulamaz.
-Üff bu odayı temizlemem lazım artık, bu ne ya at kokuyor oda. At mı besliyorum ben burada acaba? Toz olmuş her yer, ağzıma burnuma kaçtı hepsi nefes alamıyorum… ( Mecnun Ç mode:on)
Kahvaltıdan sonra yapayım şimdi aç karnına sabah sabah olmaz..

-Yuhh! Öğlen olmuş, ne ara oldu yaa? Odamı temizlemeye başlayayım ben, ayy kitaplık da tozlandı, önce onu silmem lazım, kitapları da düzenleyeyim, dolabın içi de karman çorman. Off ne çok iş var!
…..
-Hiçbir iş yapamadan akşam oldu, günler çok hızlı geçiyor yav… neyse yarın var daha, yarın yaparım nasıl olsa.. bu saatten sonra süpürge açılmaz.
Vee Pazar sabahı Özmeniçler kahavaltıya otururlar.
-Ben odamı temizleyeceğim, bana bugün pek bulaşmayın.
-Annesi: hah şimdi akşama kadar çıkmazsın oradan, oyalanma bari.
….
….
-A: GAMZEEEE! Hala odanı temizlemedin mi sen? Ne kadar sürebilir ki küçük odanın temizliği? Al süpürgeyi kendi odanı, arayı, salonu, mutfağı da süpür! HADİ!
-Taam yaa, ben başlayacaktım zaten. Önce toz alayım dolabı süpüreyim didim:(((

####

-Annesi: Gamzeeeee.. Git ekmek al marketten evde hiç kalmamış.
-Şimdi mi acil mi?
-A: Yemek yiyeceğiz, akşama ekmek yok.
-Ohoooo yemek olana kadar.. daha çok zaman var.
-A: ekmek bitiyor sonra, bu saatte geliyor taze taze herkes hemen alıveriyor. Git al işte! ( cinnet is coming ses tonu)
-Tamam alırım bir ara..
-A:SEN NASIL YAŞIYOSUN BU TEMBELLİKLE BEN HİÇ BİLMİYORUM! GİT VE EKMEK AL!


"Şimdi, çevresinde basit, iyi yürekli, sevimli insanlar vardı. Hepsi hayatlarını ona bağışlamış, onun zahmetsizce yaşamasına, hiçbir şey duymamasına çalışıyordu." (sf. 594)

Gönül ister ki ben de yorulmadan yaşayayım ama Oblomov reisin de dediği gibi hayat yakamı bırakmıyor, hem de hiç!
Oblomovkadan Sevgilerle…
  • Karamazov Kardeşler
    9.1/10 (1.288 Oy)1.445 beğeni3.980 okunma3.445 alıntı35.984 gösterim
  • Budala
    8.4/10 (889 Oy)970 beğeni3.306 okunma2.025 alıntı31.253 gösterim
  • İvan İlyiç'in Ölümü
    8.5/10 (890 Oy)791 beğeni2.724 okunma752 alıntı15.280 gösterim
  • Açlık
    8.3/10 (1.349 Oy)1.228 beğeni4.175 okunma994 alıntı39.068 gösterim
  • Bulantı
    8.3/10 (906 Oy)1.028 beğeni3.021 okunma2.062 alıntı26.149 gösterim
  • Anna Karenina
    8.8/10 (1.288 Oy)1.485 beğeni4.980 okunma2.445 alıntı38.780 gösterim
  • Martin Eden
    9.1/10 (2.173 Oy)2.145 beğeni5.352 okunma3.141 alıntı46.821 gösterim
  • Gazap Üzümleri
    8.9/10 (1.321 Oy)1.510 beğeni4.110 okunma2.108 alıntı43.108 gösterim
  • Dorian Gray'in Portresi
    8.8/10 (1.377 Oy)1.295 beğeni3.718 okunma3.688 alıntı32.594 gösterim
  • Palto
    8.7/10 (1.304 Oy)1.155 beğeni3.769 okunma380 alıntı19.732 gösterim
632 syf.
·10/10
Oblomovka sahillerinden selamlar
Şaka şaka. Evde uzanmış yatıyorum öyle. Zahar'a seslendim seslendim gelmedi. Hatırladım. Benim çorabıma varana kadar giydirecek bir uşağım yoktu. Oblomov kadar tembel olabilmek için zengin olmak gerekiyor.

Hayatımın değişmeyen roman kahramanları üç erkek. Ta ilkokul sıralarında tanıştım kendileriyle
Robinson Cruise
Oblomov
Raskolnikov

Neydi acaba benim gözümde bu adamları çekici kılan. Üçünün belirgin özelliklerini az biraz taşımam mı? Onların hayatını yaşamak istemem mi?

Gerek Oblomov gerek diğerleri benim her yıl düzenli olarak tekrar tekrar okuduğum üç kitaptı. Ki bu bahsettiğim dönemin başlangıcı benim 8 - 10 yaşında olduğum dönemdir. Kitap bulmakta sıkıntı çekilen var olan kitapların çok pahalı olduğu dönemler.

Her reklamda "baba n'olur kupon biriktirelim bu kitap setini alalım" diye yalvarışlarımı hala unutmam. Biraz uğraştırsa da eninde sonunda kabul ederdi. Gazete kuponları sayesinde bir sürü kitap seti almıştım. Bazı setlerde aynı kitaplar olurdu ve buna üzülürdüm. Keşke farklı bir kitap olsaydı da daha çok çeşit okuyabilsem diye düşünürdüm.

Gazeteyi alma ve kuponları kesip saklama görevi de benimdi. Kupon harici kalan gazetede babam bir iki haber okur spor sayfasına bakar sonrasında annem sobayı tutuşturmak için kullanırdı o gazeteleri. Gazeteyi bulmak bile sorun olurdu. En çok da cumartesi pazar günleri zor olurdu. 365 günün 300'ünde yağmur yağan Rize'de gazete bile bulamazdım. Yağmurdan iliklerime kadar ıslanır ve tekrar tekrar dolaşırdım tüm gazete büfelerini. Artık büfeciler bile ezberlemişti beni görür görmez yok anlamında kafayı sallardı. Yani girsem büfeye iki dakika yağmurdan sakınsam diye düşünürdüm ama daha kapıdan girmeden yok denilmesi içeri girmemi engellerdi. Eninde sonunda bulduğum gazete eve gelene kadar sırılsıklam olurdu. Dikkatlice kuponu alırdım ve annem ütüyle kuruturdu. Sayısını bildiğim halde her gün tekrar tekrar sayardım kuponlarımı. Şu kadar gün kaldı diye. Canımdan daha değerliydi bu kuponlar çünkü bir sürü kitabım olacaktı. İşte Oblomov bu tarz zorluklar neticesinde sahip olduğum kitaplardan biriydi.

Oblomov'u ilk okuduğumda çocuktum ve kendisi için "ne aptal adam" sıfatını yakıştırmıştım. Yaklaşık 10 yıl önce tekrar okuduğumda "aslında o kadar da aptal değilmiş" dedim. Ve bugün ise "Oblomov çok zeki bir adam" dedim.

Aradaki bu düşünce farkı hem insanın olgunlaşması hemde kitapların çeviri durumundan kaynaklanıyor. Gazeteden almış olduğum Oblomov 150 sayfa idi. Şimdi elimdeki bu kitap 620 sayfa. Arada 4 kat fark var. Daha çok kitap okuyabilme adına en ince kitapları seçip aldığım dönemler de oldu. İnsan kitap konusunda aç gözlü olmamalı. Artık gidip kitapların en kalın olanlarını seçiyorum. Çeviri hassaslığını ben bu sitede öğrendim ve belki de bu sitenin bana kattığı en önemli şey bu oldu.

Kitapta en beğendiğim kısımlar insanların iç ve dış dünyasının (ruhunun ve görünüşünün) en detaylı kesiti şeklinde yapılan karakterlerin kişilik analizleri oldu. Bu analizler o kadar güzel işlenmiş ki önce okuyup altlarını çizdim. Sonra tekrar okudum sonra düşündüm derken tek bir sayfada 1 saat kaldığım çok oldu. Bu kitabı her elime alışımda Oblomov oluyorum. Ana tema tembel bir adam olsa da aslında Oblomov zihnini o kadar çok çalıştırıyor ki bedenen yorulup devamlı yatması garipsenmemeli.

Roman konusunda değinmek istediğim unsur ise; genel olarak romanın sosyolojik yönünden çok psikolojik yönü ağır basması. Romanda en dikkat çekici kısım bana göre Oblomov'un arkadaşı aracılığıyla tembel kalbinde, beklenmeyen bir aşk heyecanı yaratmasıdır. Olganın amacı ise bu tembel adamın üzerinde kendi üstünlüğünü kurarak, onu sorumluluk sahibi bir insan haline getirmek. Oblomov her ne kadar kendini Olgaya teslim etse de çalışmak ve tembellik arasında bocalayıp durur. Tembellik hayat felsefesi olmuş bir insana ne yaparsanız yapın kar etmiyor bunu daha iyi anlıyorsunuz.


Eğer bu kitabı veya klasiklerden herhangi birini okuyacak olursanız kesinlikle Sabahattin Eyüboğlu ve Ergin Altay çevirisini tavsiye ediyorum. Kitabı okumanızı tavsiye etmiyorum. Çünkü bazı kitaplar için herhangi bir tavsiyeye gerek yoktur. Bu kitap o kitaplardan biri. Seveceğinizi garanti edebilirim.
632 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10
İyi yürekli dostumuz Oblomov...
Kimlere kimlere benzetmedim onu, ilk yüz sayfa "Artık kalk şu yataktan be adam!" diye haykırdım içimden. Çoğu kişinin adını değiştirdim hafızamda, onlara artık Oblomov diye hitap edeceğim. :)

Ah ne kadar güzel bir serüvendi. Kesinlikle tam metnini okumanızı tavsiye ederim. Böyle bir haz anlatılmaz, ancak yaşanır çünkü. İvan Gonçarov keşke daha fazla eser bıraksaymış bizlere diye hayıflanmıyor da değilim. Tıpkı Dostoyevski gibi, büyük bir yazar Gonçarov ve Dostoyevski'den de fazlasıyla etkilenmiş doğrusu. Enfes bir kitaptı, çok doyurucuydu. Okuyucuyu yormadan, pasajları uzatmadan keyifli bir okunma sağlamış sevgili Gonçarov bizlere.

Oblomov'a gelince, tembelliğin kelime manası olan bir karakter, kendisinde hiçbir şey yapma gücü bulamayan, daha küçüklükten bu şekilde yetiştirilmiş bir çocuk.
Elbette burada ailenin yetiştirme tarzıyla alakalı önemi de çok açık bir şekilde görmüş oluyoruz.

Oblomov'a canlılık katan tek değer aşktı. Onu bile Oblomovluğuyla berbat edebilme özelliğine sahipti. Her şeye rağmen çok iyi yürekli,çok içten bir karakterdi. Onu sevmekten kendinizi alamıyorsunuz. Ve ona asla kızamıyorsunuz. Bu arada unutmadan... Aman dikkat! Kendisinin üşengeçliği kitabı okuduğunuz süre içerisinde size de yapışıyor, o konuda sizi uyarmak istiyorum. :)

Eee hala ne düşünüyorsunuz, Oblomovluk yapmayın da bir kitapçıya gidip hemen kitabı edinin. Oblomov'un güzel kalbiyle tanışmak için geç kalmayın, sonra pişman olursunuz...
585 syf.
·8 günde·Beğendi
İvan Gonçarov’un Oblomov adlı hacimli romanını henüz bitirdim. Dünya edebiyat literatürüne “Oblomovluk” kavramını hediye eden bu roman, mutlaka okuma listemizde yer almalı. Son zamanlarda hep postmodern romanlar okuduktan sonra Oblomov’u okuyunca, yazarın hemen her şeyi okuyucunun gözüne sokarcasına detaylıca tasvir etmesi benim açımdan rahatsız edici olsa da Oblomov; akıcı, sürükleyici hatta eğlenceli bir roman. Oblomov karakteri, onca tembelliğine ve sinir bozuculuğuna rağmen aslında hepimizin içinde taşıdığı o tembel ve üşengeç yanımıza göndermede bulunduğu için de bir o kadar sevimli. Gonçarov, bu romanı çok kısa bir sürede yazmış belli ki Oblomovluk etmemiş:) Kitapla ilgili yapılan yorumlara bakıldığında, Oblomov’un Rus toplumunu hatta doğu toplumlarını, Oblomov’un arkadaşı Ştoltz’un ise Avrupa’yı temsil ettiği yolunda çıkarımlar yapıldığını görmekteyiz. Ben tüm bu yorumları bir kenara bırakarak Oblomov’un bende uyandırdıklarını paylaşmak istiyorum:
DİKKAT! SPOİLER İÇEREBİLİR!

Öncelikle Oblomov çok iyi yürekli bir kahraman ve Gonçarov kahramanını çok seviyor, bunu romanın her satırında hissediyorsunuz. Oblomov çok iyi bir dost, vefalı bir aşık, kendisine kötülük edenlere dahi insanca davranma erdemliliğinde olan bir insan, herkesin hayatın koşuşturmacası içinde fark edemediği gerçekleri yattığı yerden fark eden bir filozof:) Fakat bir kusuru var ki bu kusur onun hayatının heba olup gitmesine neden oluyor. Oblomov, her şeyi erteleme hastalığından muzdarip. Devamlı planlar yapıp bu planların hiçbirini uygulamaması, daha dolayı iradesizlikten dolayı uygulayamaması sonucunda yaşadığı hayat onu hızla tüketiyor. Daha doğrusu yazar bizim buna inanmamızı istiyor. Yazara göre Oblomov böyle bir hayatı seçmekle yanlış yapıyor, zira yazarın idealindeki kahramanı Stoltz. Peki gerçekten yaşadığımız hayat içinde yaptığımız tercihler yüzünden yargılanmalı mıyız? Eğer sonuçlarına katlanmayı göze almışsak cevabım “hayır” olacak. Yazar ise kahramanını sürekli yargılıyor. Stoltz, sürekli hareket halinde, her şeyin en idealini o hak ediyor, hatta Oblomov’un aşık olduğu, fakat feragat ettiği kadınla evlenip çok mutlu oluyor vs vs. İyi de Oblomov böylesi bir yaşamı tercih ediyor ve bence bu iradesizlikten çok bilinçli bir tercih gibi görünüyor. En azından Oblomov’un yüksek farkındalığı bana öyle hissettirdi. Romandan aldığım şu cümleler bu farkındalığı gösteriyor:
"Ölü değil mi bu adamlar? Oturdukları yerde uyumuyorlar mı? Ben yatakta yatıyorum, kafamı valeler ve aslarla doldurmuyorum diye kabahatli mi oluyorum?"(184)
Anna ile aşk yaşadığı dönemde aktif bir adam olmayı başaran Oblomov, Anna’nın kendisini şekillendirmeye çalışmasından büyük bir rahatsızlık duyuyor ve zaten bu müdahaleci aşka daha fazla dayanamayan Oblomov, sonunda vazgeçiyor. Ne uğruna vazgeçiyor? Şahsiyetini korumak adına. Onun her koşul altında şahsiyetine düşkün bir insan olduğunu romandan alıntıladığım şu cümleler de gösteriyor:
"İşini ve dışarı hayatını bırakınca Oblomov hayatın anlamını başka yerde aramaya başladı. Ömrünü nasıl harcayacağını uzun uzun düşündü; sonunda kendi kendine yaşamanın hayatına çizeceği en iyi yön olduğu kanısına vardı."(68)
Sonrasında ev sahibesi kadının “koşulsuz sevgisi” ona çok iyi geliyor ve yola onunla devam ediyor. Bu durumda biz Oblomov’a iradesiz diyebilir miyiz? Bence Oblomov -Gonçarov her ne kadar bizi aksine iknaya çalışsa da- gayet de farkındalığı yüksek bir karakter. Öyle olmasa çok sevdiği Anna’dan vazgeçmezdi. Öyle olmasa canı gibi sevdiği dostu Ştoltz’un yönlendirmelerine göre bir hayat yaşardı. O ise tamamen şahsiyetine uygun bir yaşamı tercih ediyor. Bir koyun değil Oblomov, tam tersi –yazarın onun tembelliğini, lakaytlığını gözümüze sokmasına rağmen- aslında şahsiyetli bir kahraman. En azından ben okurken böyle hissettim ve onun bu doğal, yapmacıksız halini çok sevdim. Oblomov’un kafasındaki yaşam anlayışı aslında şu satırlarda net bir şekilde ortaya çıkıyor:
"(Ştoltz)-Peki sence güzel hayat nedir?
(Oblomov)-Neden 'oblomovluk' olmasın! Sanki herkes bu benim hayalimdeki gibi bir hayat için uğraşmıyor mu? Sizin bütün kosturmalarınız, tutkularınız, ticaretleriniz, siyasetleriniz hep sonunda rahat etmek için, kaybolmuş bir cenneti bulmak için değil mi?(192)
Ben bu romanda bütün canlılığına, çalışkanlığına ve iş bitiriciliğine ve idealize edilmesine rağmen Oblomov’u Ştoltz’a tercih ettim. Tabii bu benim görüşüm.
Oblomov’u Dino Buzzati’nin Tatar Çölü romanının hemen ardından okuyunca iki romanın mesajının benzerliği de dikkatimi çekti. Bu konuyla ilgili de romanda geçen şu cümleleri paylaşmak istiyorum:
"Başka bir hayatı ne isteyebilir, ne de sevebilirlerdi. Hayatlarını herhangi bir rastlantı değiştirecek olsa keyifleri kaçardı. Yarın bugüne, öbür gün de yarına benzemezse kahırlarından yatağa düşüp hasta olurlardı."(139)
"İnsan ne için yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla kalıyor. Günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka zevki olmuyor. Bugün nasıl yaşadım sorusuna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün aynı hayat."(247)
"Akşam olunca, hemen yatacak, günün bu kadar rahat geçmiş olmasına şükredip ertesi gün uyandığımız zaman, dünkü gibi bir gün geçirmeyi dileyecektik. Geleceğimiz bu olacaktı değil mi? Sen buna hayat mı diyorsun? Ben kahrolurdum, ölürdüm."(394)
Temelde iki romanın mesajı da aynı noktada birleşiyor: “Hayat, yaşanılan güzel anların bir bütünüdür bu sebeple hiçbir şeyi erteleme, hemen yap. Yoksa sıradanlaşan bir hayatın içinde kaybolup gidersin” Romandan alıntıladığım şu satırlar da bu mesajı doğrular nitelikte:
“-Yarın mı olacak bütün bunlar?(...)
-Ya şimdi ya hiçbir zaman, unutma.”(197)
Tabii bu, yazarın bize vermek istediği mesaj. Bense Oblomov’un keyfince bir hayat yaşadığını düşünüyorum. Zaman zaman iradesine hakim olamadığı zamanlar olsa da, o kimsenin boyunduruğu altına girmeden, kendi bildiği şekilde yaşıyor hayatını, eğer tersi olsaydı Anna ile evlenip aktif, hareketli fakat mutsuz bir adam olmayı göze alırdı, ya da çok sevdiği dostu Ştoltz’un çiftliğine yerleşip onun kendisini şekillendirmesine müsaade ederdi. Bütün bunları reddettiğine ve her şeye rağmen kendi bildiği şekilde yaşamayı seçtiğine göre ona saygı duymamız gerektiğini düşünüyorum. Tabii bunlar tamamen kişisel düşüncelerim ve her okuyucu romandan kendine göre bir çıkarım yapabilir. Zaten klasikleri klasik yapan da onların her okumada ve her okuyanda yeni fikirler ve heyecanlar uyandırmalarıdır. Herkese iyi okumalar diliyorum.
BU YAZIYI ALTI ÇİZİLİ SATIRLARIMLA BLOGUMDAN OKUMAK İSTERSENİZ:

https://hercaiokumalar.wordpress.com/...den-bilge-oblomov-2/
632 syf.
·7 günde
Kitabı gözyaşı ile bitirdim ve elim yeni bir kitaba gitmedi, gidemedi. Oblomov, Oblomovluk ve Oblomovka uzun zaman dilimden düşmeyeceğe ve zihnimi meşgul edeceğe benziyor.

Okuduğum en iyi romanlardan biri olduğunu düşünüyorum. Yazar çok özel bir karakter çizmiş ve bu karakterin ana özelliğini Oblomovluk olarak literatüre katmış. Bunun yanında tam zıt olan karakter Ştolts ve diğer yardımcı karakterler de ayrı ayrı özelliklere sahipti.

Yazarımız Gonçarov, birbirinin zıttı Oblomov ve Ştolts karakterleri ile Doğu ve Batıyı karşı karşıya koymuştur yazıyor kitabın önsözünde. Evet yazar bu karakterler üzerinden Rusları ve Almanları hem övüyor hem yeriyor.

Açıkçası karakterlerin yaşama, yaşamın amacına, aşka, evliliğe, çalışmaya dair düşünceleri çok etkileyici idi. Genelleme yapamasam da bazı insanların kendinde Oblomov'a veya Ştolts'a dair bir şeyler bulabileceğini düşünüyorum. Mesela ben, hayatımda bazı dönemler Oblomovluk yaptığımı ve bunların bana pahalıya patladığını da rahatlıkla söyleyebilirim. Kısaca örneklersem, şehir değişikliği nedeniyle araştırma görevliliğinden ayrılınca evlilik ve ev hayatının rehavetine kapılıp yaptığım Oblomovluktan ötürü yarım kalmış bir doktora tezi, bitmemiş bir doktoram var diyebilirim. Elbette benim de Oblomov gibi her işe bahanelerim vardı; tez konusunun tek başına imkânsızlığı, hocanın yetersizliği gibi ama aslında sorun bendeydi. Gelecek ile ilgili hayallerime mal olan  bir Oblomovluk. Kitaptan sonra kendi kendimi bayağı bir hesaba çektim.

Çok uzatmayayım ve kitap ile ilgili fazla bilgi verip heves kırmayayım. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.

Bol kitaplı günler...
632 syf.
·21 günde·Beğendi·9/10
Oblomov'dan ve Oblomovluktan kopmak mümkün değil. O yüzden şu güzel filmi şuraya koymak lazım.

https://www.politikfilm.org/...mova-filmi-izle.html

Tatil ve Yaşar Kemal kampını da içeren 17 gün boyunca Oblomov ile birlikte Akdeniz - Ege turu yaptık. Ama doğa ile birlikte bu hareketlilikte aşırı oksijen, muhteşem deniz, kum ve güneşte bana eşlik edemediği için Oblomov bir köşede her zamanki gibi uyukladı, yattı.

Istanbul'a döndüğümde bu sefer ben Oblomovluk yaparken Ilya ile de savaş verdim. Bu sefer o beni zorladı oku diye ama kah yerde yuvarlandım kah koltuk ile bütünleşerek koltuk desenine sahip oldum kah Ilya'nın akla hayale gelmeyecek denli delirten 'hiç bir şey yapmama' halini, hayatının ellerinin arasından kayışını onu boğma isteğiyle bıraktım. Sen adamı delirtirsin be adam. Bu kadar ısrarı, iyi niyeti ve belki bir insanin hayatında bulup bulabileceği en büyük aşkı nasıl uykuya, tembelliğe bıraktın aklım almıyor.

Öylesine güzel öylesine aşk dolu öylesine muhteşem tespitler var ki hayata dair bu kitapta... Kendimi eksik saydım bu kadar bekledigim için.
İyi ki okumuşum be.

Üzerimden de büyük bir yük kalktı. Son yükü de kaldırayım mı üzerimden? Oblomov benim hayatımda fuardan çaldığım ilk kitap. Pişman değilim, keşke kitaplar parayla satılmasa, öğrencilik bunu gerektirir be o yüzden. Şimdi parayı az da olsa bulunca öğrenci olsun olmasın insanlara kitap hediye etmemin altında bu bilinç-altı yatıyordur belki de . Kendi psikolojik analizimi de yaptığıma göre kıssadan hissemi vereyim;
Hepimiz Oblomovuz. :))
632 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
19. Yüzyılda bir ay gibi kısa sürede yazıya dökülmüş beni çok etkileyen bu koca başyapıt. Yazıya dökmenin kısa olması sizi yanıltmasın, Gonçarov yaklaşık on yıl bu eseri zihninde taşıdığını belirtmiş.
Nereden başlasam bilmiyorum zira çok katmanlı, çok kişili, hicivli, bazen aba altından sopa gösteren, bazen de yererken aynı zamanda öven bölümler mevcut. Oblomov, Ştolts, Olga ve Zahar en çok anlatılan, en çok betimlenen karakterler; her birinin toplumun belirli kesimini temsil ettiği izlenimi çoğu zaman hissediliyor.
Oblomov... Herkesin kendinden bir parça bulabileceği soylu kişi. Tembel demek az kalır. Okumuş, bir zaman memurluk da yapmış fakat sürekli bir şeyler peşinde koşmanın ona göre olmadığını fark edince kendisini eve kapatmış; hatta yatağa bırakmış kendisini. Öyle ki romanın ilk 100 sayfası 'kalk artık şu yataktan' derken buluyorsunuz kendinizi. Bir kitaba başlasa bitiremez, bir mektup yazmaya kalksa günlerce yazıp siler, sahibi olduğu köye gitmeye karar verse bir plan yapması yıllar sürer, evinden taşınmak zorunda olsa günlerce bunu kendine dert eder. Çünkü bunların hepsi yatağından kalkmasını ve uyanmasını şart kılan eylemlerdir. Tüm bunlara rağmen Oblomov'a kızamıyorsunuz çünkü çok iyi bir yüreğe sahip oluşu her defasında vurgulanıyor. Aslında o da uyumak ve tembellik yapmak istemiyor ama her defasında kendisine yeniliyor. Çünkü Oblomovka'da hayat böyledir ve Oblomov ailesiyle böyle yetişmiştir. Oblomov'un rüyası adlı bölümde yaşayışları o kadar net betimlenmiş ki Oblomov'un böyle oluşuna şaşırmıyorsunuz.
Kitabı okurken tek sağlam ruh haline sahip kişinin o olduğunu düşündüm: Ştolts. Kendini her anlamda yetiştirmiş, sürekli yeni yerler gezen, mükemmeli arayan, arada bir gelip Oblomov'un hayatını yola sokmaya çalışan Alman asıllı çocukluk arkadaşı. Keşke daha sık gelseydi belki Oblomov yataktan çıkabilirdi. Hakkını yememek lazım tatlı, şirin, güzel ve genç kızımız Olga, Oblomov'u bir süreliğine yataktan çıkarmayı başarmıştı. Aşk bu uyku dinlemiyor. Oblomov uzun süre direndi eski alışkanlıklarına dönmemek, Olga'ya ayak uydurabilmek ve onunla evlenebilmek için fakat evliliğin getireceği sorumlulukları kaldırabilecek miydi? Tek düşüncesi buydu.
Kitapta Oblomov'un uşağı Zahar'la karşılıklı diyalogları beni çok güldürdü. Zahar, hem efendisine bağlı hem ondan nefret eden uşak. Zahar, hem efendisine beddualar eden hem sevgisinden deli divane olan uşak. Oblomov'un tembelliğine katlanan yegâne insan. Bir o kadar kendi de tembel olduğundan mıdır, bilmiyorum.
Oblomov'u yorumlayanlar Gonçarov'un Doğu-Batı karşılaştırması yaptığını; Oblomov'un doğuyu, Ştolts'un batıyı temsil ettiğini söyleseler de ben artık çağımızda her ülkede Oblomovlar olduğunu düşünüyorum.
620 syf.
·34 günde·Beğendi·9/10
Oblomov.. kitabı biraz oblomovluk yaparak okudum ama pişman değilim zira bitmesini hiç istemedim. Oblomov aileden biri gibi olmuştu, dostum olmuştu.

Her birimizin içinde toplumun dışarı çıkmasına izin vermediği Oblomovlar var ve topluluklar gibi yaşamaya zorlayan Ştolts'lar, alışkanlıklarından vazgeçemeyen Zahar'lar ve ruhun yaşadığı binbir türlü nevrotik ruh haline bürünen Olga'lar var. Gonçarov ruhumu kısa bir zaman yolculuğuna çıkardı minnettarım. Kim ne düşünürse düşünsün , ben Oblomov'u çok sevdim. Bu yolculuktan ruhunuzu mahrum bırakmayın.. iyi okumalar.
632 syf.
·12 günde
Oblomov=Tembellik düşüncesiyle okumaya başladım. Ama okudukça Oblomov'un iç dünyasına, ruhunu ortaya koyduğu saf hislerine, hayata bakışına hayran kaldım.
Oblomov; sürekli uyuyan, tembel, miskin olarak etiketlenebilir ama birçoğumuzdan daha uyanık, her şeyin farkında aslında. Sorun şu ki birçok plan yapmasına rağmen bir türlü harekete geçemiyor, sürekli erteliyor. Bu da onu pasif kılıyor haliyle.

Oblomov'lar her an her yerde karşımıza çıkabilir. Ama bu kadar uç boyutlarda mıdır tartışılır; şöyle ki toplumdaki sorunlara karşı tepkisini yatakta yatış pozisyonunu değiştirerek veriyor. Bu kadar da olmaz dedirtiyor zaman zaman insana. Oblomovluk işte...

Gonçarov, aynı zamanda Oblomov ve dostu Ştolts arasında zekice bir zıtlık yaratmış; Oblomov Eski Rusya'yı, Ştolts ise Avrupa etkisini temsil ediyor. Bu da yazıldığı döneme güzel bir eleştiri niteliğinde.

Kitabı okumadan önce Oblomov'un sürekli tembellik yapıp kendi içindeki hesaplaşmalarını okuyacağımı ve durağan ilerleyeceğini düşünüyordum ama kitaptaki diğer karakterler ve beklenmedik olaylarla birlikte oldukça sürükleyici idi.

İnsanlığa Oblomovluk halini kazandıran, gülümseten, şaşırtan ve bolca düşündüren bu klasiği okumanızı tavsiye ederim. Çevrenizdeki ve hatta içinizdeki Oblomov'un farkına varacaksınız belki de.
İyi Okumalar...
632 syf.
Kitabın konusu tanıtım bülteninde yazıyor haliyle okumak için insanı belli bi beklentiye itiyor ben de tam aksine hiç beklemediğim derecede bir etki bıraktı vayy bee dedirtti yazar yer yer Oblomovluk kavramının renk tonlarını gösterdi kah insana Oblomovun hareketleri yok artık dedirtti kah Oblomov olma şüphesi yedirtti. Bu kadar dolgunluk olmuşluk beklemiyordum öyle ki dikkatli okumam kat ve kat arttıı sanırım 40 50 sayfasını tekrar tekrar okumak ve arkadaşlarıma yollamak için resimledim neyse diyorum keyifli okumalar..
632 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Bu kitaba bir inceleme yazamadım işin içinden çıkamadım. Ama şöyle birazcık dökebildiğim kadar içimi dökesim geldi. Çünkü bu kitabı herkes okumalıı.. :D

-Motivasyona ihtiyacınız varsa gözünüzün önündeki şeyleri görmeye de ihtiyacınız var. Kendi motivasyonunuzu etrafınızda ve bizzat kendi hayatınızdaki hatalarda arayın. Hiçbir nasihat, bir tecrübe kadar tesirli olmaz. Elbette bir kitap karakterinin hayatı da size bir tecrübe olabilir. Baştan başa bir hata olan Oblomov belkide size aradığınız ilhamın irade ve azminizde saklı olduğunu anlamanızı sağlayacak. Oblomov'un hayatına müdehale edememek sizi kendi hayatınızdaki keşkelerden kurtarabilir. :)-

Bu kitap insana o kadar çok şey itiraf ettiriyor ki hayatınızı kendinize nasıl bir yük yaptığınızı fark edince yemeden içmeden kesiliyorsunuz. Uykularınız kaçıyor. Oblomov'un hayatının ve hayallerinin aslında sizin itiraf edemediğiniz çok gizli sırlar olduğunun farkına varınca, merakla gecenin bir vakti ya da sabahın hayrında kitabı elinizde buluyorsunuz.

Oblomov kurduğu hayallerini yaşama arzusuna kendini o kadar kaptırmış birisi ki, muhayyilesini hayatına taşıması bir ayna tutup onu hayatına yansıtmak kadar kolay olduğu halde bunu yapmaya bile üşenen birisi. Kitabın çoğu yerinde sınırlarda geziyorsunuz. Neyin sınırı? Sinirinizin. Yani öyle tükenmiş bir insanın hayatına tanık oluyorsunuz ki hayatınızın ve düşüncelerinizin Oblomov'a benzediği ya da yaklaştığı yerlerde bir içiniz kemirilmeye başlıyor. "Ya ben de Oblomov gibi olursam? Şurdan şuraya adım atamaz olursam? Okuduğum kitapta kaldığım yer bile küf tutacak kadar kendimdem bihaber olursam? Aman Allah'ım." Yani bu kitap sizi kendinizle başbaşa bırakıyor. Mis gibi kendinizi sorguluyorsunuz. Vardığınız sonuca göre de vicdan azabı çekip çekmiyorsunuz. Yani bende böyle oldu.

Ama Oblomov'u bir yandan da o kadar seviyorsunuz ki, keşke bende onun kadar çalışkan ve fedakar olabilsem diyorsunuz. Çalışkan derken aşkı için, iş için değil tabii. Fedakar derken de yine aşkı, Olga için. Oblomov bu aşka tutulduğunda o kadar umutlanmıştım ki eski alışkanlıklarına, tembelliğine son verip tekrar hayatının başına geçeceğine o kadar kendimi hazırlamıştım ki... Ama ne oldu? Tabii ki, Oblomov aşırıya kaçıp fedakarlığının dozunu kaçırıp her şeyi balkabağına çevirdi. Oblomov kendi için yaşamasını öğrenemedi. Nedeen?

Oblomov o kadar temiz kalpli birisi ki, tüm bu sizi çileden çıkaran davranışlarına rağmen onu sevmekten de kendinizi alamıyorsunuz. Oblomov tembel olduğu kadar da dürüst ve vefalı bir insan. Yüreği lekesiz. Hep özlediğimiz ahlak. Nasıl sevmeyelim? O kadar masum ki. Ah, biraz irade biraz azim, biraz ölçü olsaydı Oblomov da ne mükmemmel bir insan olcaktı.

Bir çok şeyin farkına varmamı sağlayan, bütün hayatı boyunca Oblomov'u aklında ve ruhunda taşıyan Gonçarov'a çok çok minnettarım. Her alarmım çaldığında artık aklıma hep Oblomov gelecek. Seni unutmayacağım Oblomooov. :)

"Oblomovluk bir zehirdir; sizi öldürmez perişan eder ve panzehirini zehirlenen kişiden başkası üretemez."
"Zamanı saatlerle, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, onunla ölçüyordum: ”Onu gördüm - görmedim, göreceğim - görmeyeceğim, gelecek - gelmeyecek..”
Gençlik döneminde insan her gördüğünü dost sanır, her rastladığı kadına aşık olur, hemen evlenmeye kalkar, bazen de evlenip ömrü boyunca pişmanlık çeker.
Yiyorum, içiyorum, uyuyorum, gezmeye çıkıyorum. Ama birden keyfim kaçıyor.
Bir boşluk duyuyorum..
İvan Gonçarov
Sayfa 578 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 20.Basım
-neler gördünüz yüzümde?
-tutulmuş gözyaşları. Ne fena bu erkeklerin duygularından utanmaları. Sahte bir gurur. Akıllarından utansalar daha iyi ederler
Kafası bir kitaplıktı; ama ayrı ayrı ve hiçbiri tamam olmayan ciltlerle dolu bir kitaplık.
İvan Gonçarov
Sayfa 75 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 20.Basım
Hasta da değilim...Bazen...bir hüzün çöküyor üstüme..
İvan Gonçarov
Sayfa 578 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 20.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Oblomov
Sayfa sayısı:
505
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753852852
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Oda Yayınları
Dünya edebiyatının en önemli Rus romancılarından olan Gonçarov, karakter ve ortam yaratma, işlediği konunun güncelliği gibi özellikleriyle ünlendi.

Bu özellikler en büyük eseri olan Oblomov'da da dikkati çeker. Romanın kahramanı, çağının çok ayırt edici olgularından biri olan 'Gereksiz Adam' tipinin en evrensel örneğidir.

Oblomov, okurların kendilerinden bir parça bulacağı, roman kahramanının serüvenine ortak olup acıyacağı, seveceği, bağışlayacağı ölümsüz bir romandır.

Kitabı okuyanlar 2.510 okur

  • gülben durmaz

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları