Bizim için korkulacak şey,hakiki ölü mevsim, kalplerin bir makine intizamıyla işlediği sükunet ve muvazene zamanlarıdır. Keder veya sevincin o kadar birbirinden farkları yoktur. Ehemmiyetli olan şey,o korkunç muvazenenin bozulması, terazinin şaşkın hareketlerle sağa yahut sola aksamaya başlamasıdır.
Dehrin ne safa var acep sim-ü zerinde,
İnsan bırakır hepsini hin-i seferinde.
Evet, netice bu olduktan sonra nedir, sim-ü zer, nedir rütbe,nişan,hamam,han apartman?
Nafile didişip boğuşmalar,kinler neye yarıyor? Bu kadar yüzsüzlük,arsızlık,hayasızlık ne için? Hele bir yığın hiçler uğruna birbirini kırıp incitmek niçin? Hasılı,kah bir alaturka tekbire, kah bir alafranga mızıkanın ahengine uyarak önde sallana sallana gidenin halini ibretle düşününce insan sırtında nesi varsa çıkarıp yola öyle devam edeceği gelir.
Duvarlarına yaşam olmuş kulübemin
Sevdanın onulmaz acı çizgileriyle
Anılarını resmetmişler
Gelip geçen insanlar.
Devrilmiş mumun eşliğinde
Okla yaralanan yürek
Ve de çılgınlığın delili karmaşık sözcükler üzerine konulan
Noktalar sessiz ve silik..
Yaşamak bu kıyı kentinde de büyük gizler,küçük sevinçler, gücenik aşklar, gecikmiş olanaklar ve onulmaz düşler içinde dokuyordu insanın eksikli ömrünü..