Bence Sefiller, bir roman olmaktan çok daha fazlası. Bu kitap; içimizdeki adalet duygusunu, merhameti, öfkeyi, sevgiyi, hatta Allah’a olan bagımızı sorgulatan bir iç yolculuk gibi.
Jean Valjean’ın yaşadığı haksızlık, Fantine’in çaresizliği, Cosette’in masumluğu... Her karakter bir yönümüzü tutuyor sanki. Ve Hugo bize diyor ki: “İnsan sadece suçuyla değil, hikâyesiyle anlaşılır.”
Ben bu kitabı okurken sadece Valjean’ı değil, kendimi de affetmeyi düşündüm. Bir yanım hep adaleti savunmak isterken, diğer yanım “ya bu da bir imtihansa” deyip susuyor. Sefiller belki de en çok burada dokundu bana: İnsan hatalarından ibaret değil.
Bence bu kitap, merhametin adaleti nasıl yendiğini usulca anlatıyor. Ama bunu öyle derin, öyle incelikli yapıyor ki, bitirdiğinde uzun uzun susmak istiyorsun.
Çocukların yetişmesinde en önemli vazife hiç şüphesiz ki ana babaya düşmektedir. Çocukların, hususen manevi hayatlarının şekillenmesi, ilk muallimleri olan anne ve babalarının yaşayış ve sözlerinin tesirleri ile olmaktadır.Çocuklarına güzel bir numune-i imtisal olan anne ve babaların evlatları da ekseriyetle güzel ahlak sahibi olup İslami ölçülerle hayatını devam ettiriyor. Böyle anne babaların muallimliğindeki Nur ve İrfan Mektebi haline dönüşen ailelerden insanlığın yüz akı âlimler ve evliyalar hep çıka gelmiştir.