Düşündüm düşündüm düşündüm.
Bazen eline hiçbir şey geçmez, yalnızca daha çok yorulursun, yıpranırsın tükenirsin ve öylece düşündüklerinle kalakalirsin biçare.
Bazen gelişigüzel yaşamalı hayatı ne gelirse başa ya çekilmeli ya da umursamamalı hiçbir şeyi.
Ve yine bazen çok düşünmemeli önünü arkasını sağını solunu ucunu bucağını olduğu gibi , geldiği gibi karşılamalı hayatı, herşeyi.
Özelliği sürekli yalan, sürekli öldürme olan bir yaşamda, bozulmaz bir kutsala, yasaya, yalan söylemeyeceksin'e, öldürmeyeceksin'e inanılması gülünç değil mi?
Aşk, sen olmaktan çıkıp o olmakmış adeta. Ya da onsuz olamamakmış galiba. Gülümsemekmiş içten ve samimi. Aynı zamanda ağlamakmış da hıçkırıklara boğulurcasına. Çığlık çığlığa bağırmak isterken adını, susup oturmakmış yerine. Bildiğin doğruları unutmak, en katı kurallarını yıkmakmış. Onsuz nefes alamamakmış ama onun da ötesinde aynı gökyüzünün altında nefes almanın bile yettiği bir eşsizlikmiş. Onu gördüğün, tanıdığın günmüş miladın. Bir gün biteceğini bildiğin halde bağlanmakmış. Kalbin ne kadar kanarsa kanasın, yaraların ne kadar derin olursa olsun vazgeçmemekmiş...
Yaz sonunu seviyordu en çok, hayır sonbaharı, sonbaharı belki de her neyse, kumsal serin oluyordu ve gün batımından hemen sonra dahilde yürümek hoşuna gidiyordu, kimseler olmazdı, su kirli görünürdü, ölümcül görünürdü su ve martılar uyumak istemezlerdi. Nefret ederdi uyumaktan. Martılar üstüne doğru uçtular, gözlerini, ruhunu, ruhundan arta kalanı ister gibi uçtular üstüne doğru.
Ruhundan arta fazla bir şey kalmamışsa ve bunun farkındaysan biraz ruhun var demektir.
Kuma oturup suya bakardı, her şeye zorla inanırdı suya bakınca.