Elveda...
Serdar Tuncer 'in eski ama eskimeyen satırlarla dolu 22 haziran 2017 tarihli makalesidir.
Gelişiyle memnun, gidişiyle mahzun edene sevgili deniyorsa eğer; Ramazan mü’mine sevgilidir. Dikkat buyurunuz herkese değil; mü’mine.
Ramazan geliyor diye sevinmek, gidiyor diye mahzun olmak iman alâmetidir buyurmuşlar. 1438 yılının Ramazan-ı Şerif’i alıp başını gidiyor ve biz kalbimizdeki hüzne bakıp imanımız hakkında bir fikir sahibi olabiliriz sanırım. Hassas terazi, müthiş muhakeme, ulvî mihenk: Ramazan!
Diyeceksiniz ki bayram geliyor diye sevinmeyelim mi?
Sevinelim elbet fakat on bir ayın sultanının gidişinin mukaddes hüznünü, yaklaşmakta olan bayramın muazzam mutluluğuna sarıp sarmalayalım, öyle sevinelim. Nice tebessümler vardır hani, içinde hüznün en derini saklanan ve nice hüzünler vardır simaya değil kalbe kıpır kıpır tebessüm ettiren. Kalbimizde alev alev bir hüzün, yüzümüzde gayrı ihtiyari bir tebessüm; öyle uğurlayalım gitmekte olanı ve gelmekte olanı öylece karşılayalım. Şu inceliği de asla unutmadan: Mü’min Ramazan bitiyor diye sevinmez; Ramazan-ı Şerif ayrılık acısını azaltmak için bir Bayram bırakıp gider mümine.
Hatırlayalım, geçen sene bu vakitler olduğunda pek çoğumuzun dilinde bir dua vardı: “Rabbim nice Ramazanlara hayırla eriştirsin.” Ve unutmayalım bu duayı edenlerin bir kısmı ve “âmin” diyenlerin nicesi bu senenin Ramazan’ını göremeden göçüp gittiler dünyadan. Seneye bu zamanlar Ramazan yine gelir de biz de burada olur muyuz o belli değil. Şu son bir kaç orucumuzu işte bu hisle, sahur vakti kalbimize yüklendiğimiz mukaddes bir nur topu gibi taşıyalım kutlu iftar vakitlerine. Kırmadan, dökmeden, lekelemeden, incitmeden...
Arefe gecesi geçelim Ramazan-ı Şerif'in karşısına, bükelim boynumuzu ve samimiyetle soralım: “Bizden razı mısın?”